ala kurdistan
Ey Reqîb

Sakine Cansız'ı Kimler, Neden Öldürdü? - Doğan Piroglu

 

PKK nin kurucu komuta konseyi üyesi Sakine Cansız Güçlü bir kişilik, olağanüstü bir cesaret ve insanlık onurunu savunmada taviz vermeyen muhteşem bir iradeyi temsil eder. Adaletin tecellisi ve Halkların özgürlüğü için gösterdiği olağanüstü çaba ve mücadelesi ile insanlık tarihinde hak ettiği yeri almıştır.

Faşizmin çanağında çırpınan 1970 lerin yari sömürge ve halklarını emperyalizme köle eden tek ulus Kemalist Türkiye'sinde, Kadının evimizdeki yerinin ökümüzden sonra geldiği köhne zihniyetine adeta meydan okuyarak Halkların özgürlük mücadelesine ilgi duyan Cansız, Dersim'in hançerlenmiş bağrından çıkan bir cesaret ve asalet ile Ankara ya gelir. Kürd Kadınının onurlu direnişini yalnızca egemen işgalci zihniyete karsi değil, ama köleleştirilmiş Kadın üzerinde erkeğin iddia ettiği mülkiyet hakkına karşı oluşmuş 4 bin yıllık esaretine karşı da Kadını özgürleştirmede, Sakine Cansız muhteşem bir sembol olmuştur. Mazlum Doğan ile Dersim'de görüşmelerinden sonra Ankara’ya gelen Cansız, Siyasal Bilgiler Fakültesinin Cebeci'deki kampusundan girerken kendisinden emin ve bir o kadar kararlı bakışlarıyla PKK nın ilk kurucularını aramış ve onlarla görüşmüştü. 27 Kasim 1978 de Fis köyünde bugün yıkık bir harabe halinde terk edilmeye zorlanmış Petrol istasyonunun altında yapılan PKK nın kuruluş kongresindeki tek onurlu Kadın Sakine Cansız'dı. Paris te 9 Ocak 2013 te Uluslararası emperyalizmin Cansız'ın bu uzun, kararlı ve ödün vermeyen muhteşem direnişine başladıktan 35 yıl sonra Kürd Özgürlük Mücadelesine katkıları yüzünden kendisinden öç alacağını belki de düşünmemişti. Ancak bunu bilse dahi, bu onu çok onurlu mücadelesinden caydıramayacaktı ve gerçekte de umurunda olmamıştı.

PKK karşısında çaresiz kalan faşist Türk devleti ve onun işbirlikçi hükümeti 2003 yılında Amerika ile düştüğü derin Irak işgali projesi anlaşmazlığı, bölgesel konjektörleri Kürdlerin lehine çevirecek işgal ve Saddam diktatörlüğünün son bulması ile oluşacak yeni jeo-politik yapılanmada Kürdlerin özgürlüğe daha yakın olacağı gerçeği Kemalist Türk ulus devletini de çatırdatmaktaydı. Bu durum karşısında telaşlanan Türk egemenleri alel acele ve sonuçlarını düşünmeden Birleşik Devletlerin Irak'ı kuzeyden işgal etme isteğini geri çevirirken, Anadolu ve Mesapotamya’da 100 yıldır adeta narkoz ile uyutulan bir kadim halkın uyanışının kabusunu da görmekteydi.

AKP hükümeti; 363 milletvekili ile kontrol ettiği parlamento da Amerikan güçlerinin Irak işgali için en stratejik nokta olan Kuzey sınırından girişine izin vermemesine çok öfkelenen Başkan George W. Bush ve onun neocon kanadı Türk devletini cezalandırma yada iyi bir ders verme sinyali ile telaşlandırmıştı. Hükümetinin bu talihsiz kararından dolayı örselenmiş Türk egosunu affettirme ve aldıkları kararda Kürd fobisinden dolayı haklı sebeplerinin olduğunu anlatabilme çabası ile Tayyib Erdoğan 5 Ekim 2007 tarihinde Washington'da George W. Bush ile bir görüşme gerçekleştirdi [2].  Bu görüşmede varılan mutabakatın Amerikan çanağında İran, Suriye ve Libya projesi için strategik görevler varken,  Türk devleti ve AKP nin tabağında PKK ye karşı mücadelede bilgi ve istihbarat paylaşımı ve PKK nın para kaynaklarının etkin bir şekilde engellenmesi için Avrupa ile güçlü işbirliği yapılması konusunda yardım sözleri vardı.

Bu görüşme sonrası Birleşik Devletlerin Merkezi Haber Alma Teşkilatı (Central Intelligence Agency-CIA) ile Türk istihbarat birimleri ve ordusu arasında düzenli ve kesintisiz olarak askeri ve stratejik bilgi paylaşım akışı başladı. 16 Temmuz 2012 tarihinde ABD Başkonsolosu Scott F. Kilner bu konuyla ilgili olarak çarpıcı gerçekten şöyle bahsetmişti. "Türkiye'ye terörle mücadelede uzun süre takdir görmeyen büyük destek veriyoruz". Başkonsolos Kilner, Türk devletinin Kürtlere karşı savaşında sadece sınırdaki istihbarat için günde bir milyon dolar harcadıklarını söyledi. Birleşik Devletler tarafından sağlanan, yılda 365 milyon dolar tutarındaki askeri bilgi ve istihbarat paylaşımı sayesinde Türk ordusu PKK karşısında uluslararası antlaşmalara aykırı olan kimyasal silahlar kullanılarak fark edilebilinir derecede başarı elde etmişti. Amerikan vatandaşlarının ödediği vergilerle karşılanan ve günde 1 milyon dolar tutarındaki bilgi ve istihbarat akışı Ekim 2007 den beri kesintisiz olarak devam etmektedir.

Erdoğan görüşmesi sonra George Bush'un direktifleri doğrultusunda başlatılan daha geniş çaplı PKK ya karşı işbirliği çalışmasının [9] asıl amacı ise, PKK nin ekonomik ve finansal kaynaklarının şeklini, yerini tespit etme ve bu kaynakların Kuzey Irak'a ve oradan da PKK'nın Qandil'deki üslerine ulaştırılma yöntemini anlama ve engellemekti.

Bu projenin ilerlemesi konusunda 7 Aralık 2007 de dönemin Birleşik Devletler Ankara Büyükelçisi Ross Wilson'un kaleme aldığı gizli damgalı ve daha sonra Wikileaks tarafindan deşifre edilen "cable/2007/12/07ANKARA2917; BLOCKING MONEY FLOWS TO THE PKK IN NORTHERN IRAQ " kodlu belgede, SAKİNE Cansız'ı, PKK/KCK nın finansörü, silah ve taktik strategisti olarak tanımlanmakta. Aynı Belgede Sakine Cansız'ın isminın büyük harflerle yazılmış olması kendisinin Amerikan emperyalizmi için büyük önem taşıdığını ve dolayısı ile kendisi ile özel olarak ilgilenilmesi gerektiğini işaret etmekteydi. [9]

Sekiz maddeden oluşan Belgenin altıncı maddesinde PKK/KCK nın Avrupadaki iki önemli finasörü olarak tanımlanan Rıza Altun ve SAKİNE Cansız'a karşı önlem alınması için avrupalı devletlere baskıda bulunulması gerektiği yazılmakta. Büyükelçi Wilson'un PKK nın baş finansörü olduğunu iddia ettiği Riza Altun'un; Belgenin birinci ve altıncı şıklarında; Temmuz 2007 tarihinde Fransa'da hukuki yollarla tutuklanmak üzereyken kaçtığını ve Avusturyalı yetkililer tarafından 13 Temmuz 2007 de Irak'a uçmasına izin verildiği belirtilmekte. Büyükelçi, Rıza Altun'un Avusturya makamlarınca bırakılmasının o güne kadar PKK ya karşı yürütülen ortak çabalarda elde edilen başarının büyük ölçüde sekteye uğradığını ve buna rağmen Altun'un yakın zamanda tekrar Avrupada seyahat ederken görüldüğünü yazmaktadır.

Sakine Cansız'ın Almanya'da tutuklanıp 40 gün hapsedildikten sonra Hamburg mahkemesi tarafından 27 Nisan 2007 tarihinde serbest bırakılmasından duydugu rahatsızlığıda dile getiren Wilson, Cansız ve Altun'un yeniden tutuklanmasının PKK/KCK nin Avrupa'daki hareket kabiliyetini azaltacağı gibi Avrupa'nın PKK/KCK için para kaynakları yaratılan Serbest bir Bölge olmadığı sinyalini vereceğini belirtmektedir.

Wilson'un PKK'ya karşı işbirliğinde Türkleri yasadışı finansal akışı tesbit etme ve engelleme teknikleri konusunda daha etkin olarak çalışmaları için zorlamayı da ikinci önlem maddesi olarak belirlemekte. Belgede, Terör finansmanı ve kara para aklama ile ilgili tek yegane soruşturma organı olan Türkiye Mali Suçları Araştırma Kurumunun (MASAK) daha başarılı soruşturma ve yargılama yapabilmesi için mali polis, savcılar ve hakimler ile daha etkin çalışılmasının önemine de değinmektedir. [9]

Yine bu belgede üçüncü önemli önlem maddesi olarak Avrupa ülkeleri ile daha yakin işbirliği geliştirilmesi belirtilmektedir. Önceki girişimlerin Avrupa Birliğini PKK'nın yasadışı faaliyetleri hakkında daha duyarlı hale getirdiğini izah eden Wilson; Şimdi iki üst hedef olan Rıza Altun ve SAKINE Cansız üzerinde yogunlaşılmasını ve bu iki hedefin üzerilerine gidilmesini önermektedir.

Birleşik Devletler Başkanı George W. Bush ve Türk Başbakanı Erdoğan'in 5 Ekim 2007 tarihinde Beyaz Saray da yaptıkları PKK ye karşı işbirliği görüşmesinden tam beş yıl ve 12 gün sonra, 17 Ekim 2012 tarihinde ABD'nin Ankara Büyükelçisi Ricciardone, PKK ile mücadelede işbirliği konusunda Türkiye’ye, ABD'nin Osama Bin Ladin'i yakalamak için kullandığı yöntemi önerdiklerini söyledi [1]. Bu beklenmedik  açıklama bir takim sinyalleri de içeriyor olmalıydı. Tabiki kimse kamu oyuna acık bir şekilde yapılmasında sakınca görülmeyen bu tavsiyenin Türk devleti ve özelliklede Erdoğan tarafindan red edileceğini düşünmedi.  Ancak, Erdoğan, Ricardione'nin açıklamasının hemen akabinde PKK'nin Al Qaida olmadığını ve dolayısı ile bu yöntemin uygulanamayacağı izlenimini yaratma çabası sergiledi [3]. Bu karşılıklı flört halinde sergilenen açıklamalar bir yandan açık bir şekilde şaşırtma amacı gütmekteyken diğer taraftan da Kürd Özgürlük Mücadelesinde bir tedirginlik yaratma amacı gütmekteydi.

Ricadione Türklere önerdikleri bu yeni operasyönünu TTP (Tactics Techniques Procedures-Taktik Teknik Usuller) seklinde adlandırmıştı [9]. Tabiki burada dikkat edilmesi gereken bir konuda Bin Ladin'nın sağ yakalanmadığı, öldürüldüğü gerçeği idi. Uzun süren takip ve gözleme sonrası, Operasyonda kullanılan ileri teknoloji ve teçhizatın yanı sıra çok üstün kabiliyetli ve özel olarak eğitilmiş Navy Seals özel birlikleri Bin Ladin'i sağ olarak ele geçirilebilirdi. Nitekim tamamen benzer bir durum olmasa da, Panama'nın askeri diktatörü Manuel Noriega, Panama City deki Vatikan Büyükelçiliğinden 3 Ocak 1990 tarihinde Navy Seals özel birlikleri tarafından öldürülmeden yakalanıp Birleşik Devletlerin Miami şehrine yargılanmak üzere getirilmişti.

Daha önce Türkiye'de görevlerde bulunmuş John Patrick Quirk isimli eski CIA anti terör uzmanı, Ricardione'nin bahsettiği bu yöntemin Kürd Özgürlük Hareketini sekteye uğratamayacağını iddia etmişti. Quirk, Öcalan'ın yakalanması ile Türkiyede terörün bitmedigini hatirlatmışti. Bu gerçegi Türk devleti de biliyordu, ve tabiki Birleşik devletlerde [1].

Peki bu durumda Sakine Cansız tutuklanması yerine neden infaz edildi? Amaç Erdoğan için yerli kamuoyunda çok gerekli olan prestijini sağlamlaştırma olabilir miydi. Zira Suriye politikasi ile alay konusu olan hükümetin "komşular ile sifir problem" politikası  diye yutturmaya çalıştığı dış politikası da boşa çıkmıştı. Kürd meslesi içinde bir yandan görüşüyorum, çözeceğim derken diger taraftan hareket halinde olmayan gerilla hedeflerine saldırı, kimyasal silah kullanımı [19][20], öldürülen gerillaların organlarının çalınması haberleri [18] ve sözde ödün vermez bir tavırla Kürdlerin üslubuna dikkat etmeleri için uyaran Erdoğan adeta "Demoklesin Kılıci" gibi korku ve tehdit savurmayı ne amaçla yapıyordu.

25 Ocak 2013 tarihinde Kanal 24 televizyonu  "Sansürsüz Özel" programına katılan Türk başbakanı Recep Tayip Erdoğan terörle mücadelede Avrupa ile işbirliği konusunda "Yol alıyoruz derken bu biraz aldatıcı olur. Bundan 3 yıl önce sayın Sarkozy ile oturduk, 'sana bir sürprizim var. Bu terör örgütünün liderlerini size teslim edeceğim" dedi. Erdoğan Sarkozy'nın yeniden seçilemediğini ima ederek devamında; "Kendisi gitti hala teslim olan yok. Ben o gün kendisine dedim ki 'Avrupa Birliği olarak terör örgütü olarak ifade etmenize rağmen herhangi bir teröristi bize iade etmediniz. Ama bu böyle devam etmeyecek. Gün gelecek bumerang gibi gelip sizi vuracak" dedim ve şimdide "Almanya sırada. Ben bayan Merkel'e kaç kez bu konuyu anlattım. 'Şu anda bizde yargılamada olan 4 bin küsur dosya var dedi. Tamam 4 bin dosya da, tamamlayın şu dosyaları. Bunları bize iade edin. Ve Paris'te durum bu hale geldi. Almanya'da da durum bu hale gelecek. Ben Almanya'yı rahatsız edecek bir şey yapsam sen beni uyarmayacak mısınız?" diyor [7].

Erdoğan’ın takındığı üslup ve ses tonu ile sinyal vermeyen vücut dili burada kullandığı kelimelerde gizliydi. Kendisinin söyledikleri yerine getirilmediği zaman nelerin olacağını bir Hükümdar edasına takınarak nükteli bir şekilde söylemeyi zanaat haline getiren Erdoğan, iç politikada kimsenin kendisine meydan okuyamayacağı izlenimi yaratmaya çalışıyordu. Zira 2013 yılının oldukça zorlu bir yıl olarak büyük olaylara gebe olduğu tahmin edilebilinir. Yeni anayasa yapımı, Kürd meselesi, Suriye ve İran konusunda bölgesel dengeleri değiştirecek olaylar karşısında yapılacak en ufak olası bir hata Türk devletinin menfaatlerini tehlikeye atacağı gibi, Erdoğan’dın siyasi yaşamına büyük darbe indirilmesine zemin hazırlayacak muhteşem bir muhalif saldırının başlatılma ihtimalini gerçeğe dönüştürebilir.

ORTADOĞUNUN YENİDEN DÜZENLEMESİNDE ARAB PETROLÜNE OLAN AMERİKAN BAGIMLILIGININ ROLÜ

Wall Street Journal gazetesinde 27 Hazİran 2012 tarihinde yayınlanan bir makalede, Amerikan devletinin Ortadoğu petrollerine olan bağımlılığını 2035 yılına kadar düzenli olarak azaltarak sıfırlayacağını belirtmekte. [10] "Genişletilecek Petrol Sondajları Birleşik Devletlerin Kendisini Ortadoğu'dan Kurtaracak" başlığı ile yayınlanan makalede Amerika'nın bu önemli amacını Kanada petrol üretimindeki artış, Güney Amerika ve Alaska Petrolleri ve Birleşik Devletlerin kendi toprakları üzerindeki mevcut petrol rezervlerinde başlatılacak sondajlar ile gerçekleştirileceğini belirtmekte.

 

Market-Wire, Finansal Haber ve Analiz sayfasında yazan Steve Gelsi, [11] ileride geliştirilecek ileri teknoloji ve enerji tasarrufu sağlama yöntemleri, Buzullarla kaplı kuzey kuredeki petrollerin tabiata zarar verilmeden üretilmesini sağlayacak methodların geliştirilmesi Birleşik Devletlerin, daha on yıl öncesine kadar mümkün olabileceği düşünülemeyen, bu amacını 23 yıl sonra gerçekleştirmesinin hayal olmayacağını yazmakta. Tabiki bu Amerika'nın Ortadoğu coğrafyasından tamamen çekileceği anlamını taşımamalıdır, zira en karamsar tahminlerle bile olsa, önünüzdeki yarım asırlık bir dönemde, Birleşik Devletler dünyanın ekonomik, politik ve siyasal hiyerarşisinin en üstündeki yerini muhafaza edecektir. Bunun içinde Ortadoğu  üzerindeki hegemonyasını sürdürmeyi ulusal çıkarları ve güvenliği açısından gerekli görmektedir. Ancak Ortadoğu petrollerine olan bağımlılığını azaltması Amerikan vergi mükelleflerini önemli ölçüde rahatlatacağı da bir gerçektir. Zaten meselede budur. İnsanlığın hepsinin ortak malı olan yerküre üzerindeki kaynakları kendi rahatı için mümkün olduğunca az masrafla kontrol edip harcama keyfiyeti, obur ve vicdansız emperyalizmin tek yaşam kaynağı değil mi. O zaman dünya ekonomisini sorumsuz harcamaları ile 2008 den beri resesyona sokan Batı kapitalizminin Dünya kaynaklarını Çar-Çur eden açgözlülük ve israf siyaseti bugün zorlandığına göre, Amerika'nın tasarrufa gitmesi mantıklı olmakla beraber bir zorunluluk olmalı...

Kanada'nın Alberta eyaletinden Birleşik Devletlere kum yataklarındaki petrol rezerlerini pompalayacak ve inşası daha önce kabul edilemez olarak değerlendirilip rafa kaldırılan, 1897 km uzunluğundaki Keystone boru hattı (Hardisty, Alberta daan Steele City, Nebraska ya) projesi [21] belki de bu amacı daha hızlı bir şekilde gerçekleştirebilmek için 2012 yılı sonlarında Obama hükümeti tarafindan yeniden değerlendirilmeye alındı.  Her ne kadar Birleşik Devletler Tabiatı Koruma Kurumu (EPA-Environmental Protection Agency) Başkanı Lisa P. Jackson, Obama Hükümetinin Kopenhan kriterlerine sırt çevirip karbon dioksit ve diğer yeşil gaslarin emisyon kotalarına uyma politikasından vazgeçmesiyle oluşan fikir ayrılığı yüzünden 20 Ocak 2013 tarihi itibari ile istifa etmiş görünse de [12], Bayan Jackson'un, Obama'nın Keystone boru hattı projesini tekrar programa almasından rahatsız olduğu da bilinmekte.

Birleşik Devletlerin Ortadoğu petrollerine bağımlılığını azaltma gereksinimi, ekonomik önlem paketleri dahilinde Obama ve daha önceki Başkanlık seçimlerinde üzerinde önemle durulmuştur. Zira Birleşik Devletlerin Ortadoğu'nun güvenliği ve istikrarı ile ilgili askeri harcamaları, siyasi yükümlülükler ve petrolün taşınması için gerekli güvenlik masrafları ile okyanusu aşmak için harcanan kabarık taşıma masrafları da eklendiğinde Amerikan vergi yükümlüsünün gelirlerinin ne kadarının heba olduğu görülmektedir. Bütün bunlara ek olarak da radikal islamın motive ettiği Amerikan düşmanlığı ve emperyalist sömürüye karşı oluşan kamu oyu, daha da önemlisi 11 Eylül 2001 tarihinde dünyayı şoke eden olayın oluş koşulları analiz edildiğinde; Birleşik Devletlerin Orta Doğu dan en azından askeri anlamda çekilmesi için bir çok önemli sebebinin olduğu ortaya çıkmaktadır.

 

Peki bu nasıl olmalı? Amerika'nın bölgede kendisini güvenliğinden sorumlu tuttuğu İsrail'in durumu ne olacak. Özelliklede, İran'da oluşan radikal yapılanmanın bölgede kendisini rahatsız eden rejimleri hizaya getirme arzusu göz önüne alındığı zaman; burada izlenecek yol haritası ve uygulanacak yöntem ne olmalı. Amerika Askeri gücünü Ortadoğu dan, ekonomisini zorlayan askeri harcamaları kısmak için büyük ölçüde çekmeyi planlarken, bölgede tehlike arz eden radikal sistem ve devletleri de rahatsızlık yaratmayacak kadar küçük devletçiklere dönüştürülmesini veya merkeziyetçi yönetimlerin yerini daha demokratik ve çoğulcu yeniden yapılanma ve/veya bölgesel yönetimlerin almasından sonra çekilmesi mantıklı değil mi. Bu objektif İsrail'in beklentilerini de cevaplamaz mı? Güvenliği için tehdit teşkil eden ve/veya edebilecek rejimlerin ekarte edilmesi veya hırpalanması İsrail’i güvenli kılmak için yeterli mi. Bu proje gerçekleşirse Ortadoğu'da oluşacak yeni aktörlerinde maçoluk yapması engellenemez mi... Ve tabiki bu amacın gerçekleşmesi için destek sunan bölgesel işbirlikçilerin bazı isteklerinin yerine getirilmeside Batılı kapitalistler için problem olmamalı.

Sonra birde Türkiye’nin konumu ne olacak bu anlamda. Soğuk savaş döneminde Batının her dediğini yapan Türkiye, Kürdlerin ortak yaşam arzularına hala onurlu ve mantıklı bir şekilde yaklaşmada istekli olmaması ne tür sonuçları doğurabilecek. Türkiye'nin soğuk savaş dönemi boyunca Batıya gösterdiği çok istekli ve ileri derecedeki kayıtsız şartsız sadakat ve bağımlılık aşkı işte burada bir isteğe dönüşmekte. Türkiye içeride hala çağ dışı Kemalist tek Ulus felsefesi ile halkları oyaladığını zannederken aslında dışarıda tek başına kalmış durumda. Türk ulus devletçiğinin 50 yıllık soğuk savaş döneminde gösterdiği Batı sadakati aslında Batı'nın Kürdleri ne pahasına olursa olsun esaret altında tutmak ve halk olmaktan doğan haklarını gasp etmekten başka bir şey değildi. Ve tabiki bu pozisyonunda ısrarlı olarak bügünde Batı'yı blöf ile ikna edeceğini düşünmekte.

Nitekim, Birleşik Devletlerin Başkanı Obama'nın Türk Başbakanı Erdoğan’ı, ülkesinin Kapitalist menfaatlerini kesinlikle koruyacağından emin olduğu 5 kişiden biri olarak tanımlaması neyi ifade etmekteydi [14].  Amerikan menfaatlerinin bu denli güvenilir koruyuculuğuyla vasıflandırılan Erdoğan'ın efendisinden hiç bir isteği olmayacak mıydı. Tabiki bu istek Kürdlerin Hak ve Özgürlüklerinin bastırılmasında verilecek siyasi, politik, ekonomik, askeri ve teknolojik bilgi ve istihbarattan başka ne olabilirki?

Diger taraftan, Arap baharı gösterilerinde Libya, Misir, İran ve en onemliside Suriye'de Obama tarafından kendisine verilen görevleri yerine getirmesinden dolayı ödüllendirilirken, Erdoğan'ın Türkiye kamuoyunda hassasiyetini koruyan durumu ne olacak. 50 yıllık uşaklığın karşılığı olarak, Erdoğan'ı iç politikada rahatlatacak, ve yerini Suriye ve İran meseleleri haloluncaya kadar sağlam tutacak, enstentane olayların tezgahlanması Batıdan beklenebilinirmi. Sakine Cansız böyle bir çirkin iç politika için seçilmiş mükemmel bir hedef olabilirmi?

The Century Foundation düşünce kuruluşunda araştırmacı olarak çalışan Amerika'nın eski Ankara Büyükelçisi Mort Abramowitz' in 28 Ocak 2012 tarihinde "The National Interest" dergisinde kaleme aldığı "Erdoğanın Kürd Meselesi" Makalesinde Erdoğan'ı 2013 yılında nelerin bekledigini ve bölgesel meselelerde karışılacağı zorlukları analiz etmekte [8]. Irak'ın bölünmesi, Bağımsız Kürd Devletinin oluşum koşulları sözkonusu iken, Erdoğan Amerikan'ın aksine Irak Başbakanı Maliki'yi gözden çıkarıp Kürd Bölgesel Yönetimi ile ilişkilerini geliştirmesi, daha önce Irak sınırlarının muhafaza edilmesinde ısrarlı davranmasına rağmen bugün Kerkük'ün bile Kürdlerin kontrolünde kalmasından yana politikaları dillendirmesi çok ilginç olmalı. Ve tabiki, Arab'ların Kürd devletinin oluşumuna karşı savaşma ihtimalide göz önünde bulundurulduğunda Erdoğan'ın politikalarının 2013 de içeride ve dışarıda ne tür zorluklarla karşılaşanını görmek mümkün.

Bütün bunlarla ilişkili olarak Suriye'deki Kürd otonomisinin kaçınılmaz güçlenişine karşı her türlü savaşı mubah gören Türk devleti diğer taraftan yerli kamuoyunda PKK, BDP ve DTK ile demokratik kurum kuruluş ve şahsiyetlerin baskısı, Erdoğan ve hükümetinin 2013 te ne kadar yaşamsal risklerle karşı karşıya olduğunu göstermektedir. Abramowitz Suriye ve Irak'taki gelişmeleri Erdoğan'ın gelecegini etkileyecek temel gelişmeler olarak niteliyor. Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi ile şimdilik ekonomik çıkarlar konusunda anlaşmış gibi görünen Erdoğan hükümeti , Kürd bölgesi ile yaklaşık 12 milyar Dollar kayıtlı ve kayıt dışı yıllık ticaretle Türk ekonomisini şimdilik ayakta tutan taze kan ile iç kamuoyunu kontrol etmiş durumda... Batı'nın sunni olarak enjekte ettiği düşük faizli kredi ile Türkiye'de oluşturulan sözde sağlam ekonomik koşulların aslında ne kadar güvensiz olduğu Suriye meselesi elden çıktığı zaman daha net bir şekilde anlaşılacaktır. Ama şimdilik Bat'ının ve Amerika'nın konsantrasyonu İran oldugu için böyle bir durum mümkün olduğu kadar geciktirilmektedir.

Bütün bunlara rağmen Erdoğan ve hükümetinin Suriye'de izlediği politikalar kendisini hem bölgesel ve hemde yerli kamuoyu karşısında zor duruma düşürmüş durumda. Rojeva Kürdistan'da (Kuzey Suriye-GüneyBatı Kürdistan) insan haklarını hiçe sayarak savunmasız ve silahsız halka yapılan infazlı korku salma yöntemi ile Kürdleri bastırma planı, öldürülen onbinlerce Arab'ın kanında bizzat AKP Hükümeti ve Erdoğan'ın sorumlu olduğu Arab'lar tarafından da görüldükten sonra, Birleşik Devletler Diş İşleri Bakanı Bayan Clinton Özgür Suriye Ordusunun (OSO) revize edilmesi gereğini duymuş, ve Assad Karşıtı cephenin yeniden düzenlenmesi için yeni bir yapılanmaya gerek duymuştu [15]. Erdoğan'ın Serekaniye'de Ceylanpınar'daki hastane ambulanslarını dahi OSO için Kürdlere saldıran Arab çetelerin hizmetine sunması, ambulanslarla silah, teçhizat, taşıma ve yaralı çetelerın tedavisi için verilen Türk devletinin destegi Kürd halkının gözünde kaçmamış ve Ceylanpinar halkı 20 bin kişinin katıldığı 23 Ocak 2013 günü  AKP hükümetini protesto etmişti.

Abramowitz kritik makalesinde Yeni Anayasa yapımı, Kürdlerle Öcalan dolayısı ile yürütülen müzakereler, Suriye krizinin elden çıkması ve Irak Kürdlerinin durumunda oluşacak hızlı gelişmeleri Erdoğan'ın prestijini ve siyasi kredisini doğrudan etkileyecek olaylar olarak görmekte. Şimdiye kadar Erdoğan'ın durumu çok iyi idare ettiğini iddia eden Abramowitz, 2013 te daha muhteşem manevralar yapması gerektiğinin altını çizmekte. Türkiye'nin, Bölgedeki bütün Kürdlerin ve Erdoğan'ın geleceğinin söz konusu olduğu 2013 yılında meydana gelecek ve Türk Başbakanının kontrolü dışında gelişecek muhteşem olayların çok hızlı ve çok doğru politikalarla kontrol edilmesi gerektiğini ve bununda hem Erdoğan hemde Türkiye için çok önemli olduğunu iddia etmekte.

Bu arada Kürd meselesinin şimdi artık Amerika'nında meselesi haline geldiğini ve Amerika'nın ilk defa bir Kürd politikası oluşturması gerektiğinin altını çizen Abramowitz, Türk Amerikan ilişkilerinde de sorunların yaşanacağını belirtmekte.

ARAB BAHARI, SURİYEDEKİ REJİMİ DEVİRME GİRİŞİMİ ve SAKİNE CANSIZ'IN İNFAZI

Cezayir ile başlayan ve enstentane bir biçimde orkestre edilen sözde Arab platformundaki rejim değişikliklerinde amaç nedir? Libya'da, Türkiye ve Erdoğan'ın oynadığı önemli rol ile, rejimin devrilmesi Dünya petrol üretiminde, Planlanan İran saldirisi dolayısı ile oluşacak düşüş ve dolayısı ile petrol fiyatlarının artışını engelleme amaçlanmış olabilirmi? Libya petrollerinin Batı'ya rahat akışı neden önemliydi. Yoksa sözde demokrasi ayaklanmasının Tunus'tan Libya'ya sıçraması doğalmıydı?

Osmanlı'nın kontrolünü kaybettiği coğrafyanın paylaşım planları 1829 daki İngilizlerin bölgeye yolladığı keşif gezileri ile başlamış olabilir, ancak 1806 ve 1828 Osmanlı-Rus savaşları ile planlar şekillenmiştir, 1839 da beyhude bir çırpınışla ilan edilen Tanzimat fermanı ile devlet yapısında merkiziyetcilik inşa edilemek istenmişsede, sonuçsuz kalan bu çaba Osmanlı'nın 1847 yılında Kürdistan'a top-yekün saldırmasından başka çare bırakmaz ve Kürdistan ele geçirilir.  Almanların Berlin Bagdat Demir yolu projesi ve 1915 te Ermeni katliamı ile Osmanlı'nın bitişi kaçınılmaz hale gelir ve 1923 te Kürdistan'ın tamamen parçalanması ile 100 yıllık ulus devletçikleri kurulur.  İngiliz, Fransız ve Rus'ların 1916 yılında yaptıkları Sykes-Picot antlaşması'nda İngiliz ve Fransız Mandalarının oluşumu ile Orta doğu ve Kürdistan'ın paylaşım kararlarını verilir, ancak bu kararlari 1917 Ekim devrimi sonrası Lenin deşifre eder ve Sovietler antlaşmadan çekilir. Lenin, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulup güçlenmesinde en büyük askeri ve siyasi desteği Bogazların İngiliz ve Fransız'ların kontrolüne verilmemesi koşulu ile Atatürk'e verir, ancak Kürd halkına da Komunizmin sözde ideallerine rağmen en büyük ihaneti yapar. M. Kemal 1919 da Samsun'a geldiğinde uğradığı ikinci durak olan Havza'da Bolşevik subayı Kolonel Mihaliovic Budienni ile görüşür ve Soviet'lerden yardım konusu burada konuşulan belkide tek konudur. Nitekim daha sonra, S.İ. Aralov ile yapılan görüşmeleri oldukça büyük askeri, ekonomik ve politik Soviet yardımları takib eder. İstanbul'daki Taksim Meydanında 1928 yılında yapılan Cumhuriyet Anıtına General Mihail Vasilyeviç Frunze ve Mareşal Kliment Yefremoviç Voroşilov unda [16] heykellerinin eklenmesi Soviet yardımlarına minnet borcu olan M.Kemal'in isteği ile olur.

İngiliz ve Fransız işbirlikçisi Kıral Faysal ile daha sonra Dünya Siyonist Organizasyonu'nun Başkanı olan Chaim Weizmann arasında 3 Ocak 1919 tarihinde varılan antlaşmalar dikkate alınarak İngiliz mandası altında 1932 yılında kurulan Irak Krallığı ve T.C.'nın sınırı 5 Haziran 1926 tarihinde İngiliz'ler ile imzalanan Ankara Antlaşması ile belirlenmişti. Musul'u Türklerin kontrolüne vermenin gelecek için büyük tehlike olduğunu düşünen İngilizler, uzun süre bu mesleyi Milletler Topluluğunda tartışmış ve tabiki bununla Kürd halkının toprakları ve muhteşem ekonomik kaynakları üzerinde oluşturulan egemenlige meşruluk kazandırılmıştır.

Sykes-Picot antlaşması geregi Birinci Dünya savaşı sonrasi Fransız'lar bügünkü Suriye toprakları, Lübnan, Hatay-İskenderun ve Güneydoğu  Anadolu yu içeren bölgeyi işgal eder. Bağımsızlığını Nisan 1946 yılında kazanan bügünkü Modern Suriye devleti Fransız Mandası altında kurulur. Yine, Fransız mandasının kontrolünde olan Hatay ve İskenderun bölgesi ise 1939 yılında sözde bir referandum ile Türkiye'ye verilir. Bu bölge Suriye tarafindan her zaman kendi haritası içerisinde gösterilmiş ve Türkiye'nın işgal ettigi bölge olarak düşünülmüştür.

Dolayisi ile bugün Suriye'nin Assad rejiminden arındırılmasının Türkiye için çok ayrı ve özel önemi vardır. Zira Hatay ve İskenderun bölgesi belki bir daha yeni oluşturulacak Suriye ile Türkiye arasında artık herhangi bir şekilde tartişilmasi gereken konu olmaktan çıkabilir.

Batı için Suriye'nin kontrolünü daha radikal olduğu düşünülen Kırmızı İslam kontrolünden (Alevi, Şii, İsmaili) alıp yeşil İslama (Sunni) teslim ederek İran'ı yalnızlaştırma ve çözme projesi için hayati önem taşımaktadır. Zira Arab baharındaki rejim degişikliklerinin demokrasi ile alakası yoktur. Aslında yapılan tek şey bölgede güçlü yeşil islam savunucusu iktidarları hakim kılmak ve bu şekilde İran'daki Kırmızı İslami tek başına bırakarak izole etmektir. Bu proje İranın yıkılmasını kolaylaştırmaktan başka bir amaç gütmemektedir. Erdoğan'ın AKP hükümeti ve Gülen mekanizmasida dahil olmak üzere bu uluslararası projenin ürünüdür. O nedenlede görevlerini büyük bir sadakat ve titizlikle yerine getirmektedirler.

Arab Baharı olarak Batı tarafından olağanüstü bir ilgi ile propagandası yapılan ayaklanmaların ilki, 17 Aralık 2012 tarihinde Tunus'da başladı. Üniversite mezunu bir işsiz olan Mohamed Bouazizi sebze satarak geçimini sağlıyordu. Sebze sattığı tezgahı zabıtalar tarafından ele elinden alınan Bouazizi [6], bunu protesto etmek için kendisini yakti ve daha sonra öldü. Tunus'un başkenti Tunis'e 200 km uzaklıktaki Sidi Bouzid kasabasında başlayan Bu eylem kitleler tarfından desteklenip Rejim alehtarı gösterilere dönüştü ve 14 Ocak 2011 tarihinde Devlet Başkanı Zine El Abidine Ben Ali, 23 yıllık iktidarını bırakıp ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. bu ilginç ve beklenmedik sözde devrim, Arab Baharı olarak adlandırılan ayaklanmaların başlangıcıdır. Ancak kitleler tarafindan nasıl oldugu hala kestirilmeyen bir şekilde Tunus devrimi Libya'ya Batı tarafindan planlı bir şekilde taşındı ve bu gün hala devam etmekte olan proje zamanından önce hayata geçirilmek zorunda kalındı. Arab'ların sözde demokratik rejimleri Batı'nın kuklası olan eski dikta rejimleri ile degiştirme isteği Suriye'de yapılması arzulanan rejim degişikliği sekteye uğrayincaya kadar devam etti.

Ancak Suriye'de durum ne Tunus, ne Libya ne de Mısır dakine benzemekteydi. Suriye'nin etnik yapısı ve inanç dağılımı vaziyetin çok farklı iç dinamiklerle yönlendirilmesi gerektigini göstermiştir. Rusya ve İran'ın Suriye ile olan strategik ilişkileride ayrıca meseleyi daha kompleks hale getiren diş dinamikler olmuştur.

İran, Libya ve Suriye projelerinin doğrudan kendisini amaçladigini bilmekte ve durumun beklenen sona yaklaşmasını elinden geldiğince enğellemeye çalışmakta. Ancak bütün bu meselelerde Türkiye kilit ülke, ve tabiki bu yüzdende Erdoğan dogal olarak projenin assistanlarından birisi.

Dikkat edilmesi gereken husuların başında ise asıl Arab baharının olması gereken Suudi Arabistan'da hic bir demokratik isteğe müsamaha gösterilmediğidir. Batı bunu hiç bir şekilde tartışmaz. Hani bu anti-Amerikan ve anti-Batıcılık buradan beslenmiyormuydu? Neden Batı burayı çözmek istemezki?  Yemen deki İsmaili'lerin eline kontrolün geçmemesi içinse büyük çaba harcandı, ve Suudi Arabistan oradaki gerçek ayaklanmayı bastırmak için asker yolladığında Dünya ses çıkarmadi. Haziran 2011 Ayaklanmalarında yaralanan Yemen Devlet Başkanı Ali Abdullah Salih, Kral Abdullah'ın izni ile S. Arabistanda  tedavi edilir ve yeniden Yemene döner [17]. Oysa Yemen'de söz konusu olan Kırmızı islamı kontrol eden bir avuç Wahabi'nin kontrolündeki yeşil İslama karşı dogal bir demokratik ayaklanma idi. Belkide Arab Baharı içerisinde Bahar olarak değerlendirilebilinecek tek ayaklanma burada oldu. Ama Suudi Kralı Abdullah tarafindan bastırıldı, zira ana projenin tersine olacak bir durum genelde dogruda olsa, Batı'nın menfaatlerine ters düşüyordu ve engellenmeliydi.

SAKİNE CANSIZ İNFAZ KARARIMI ÖNEMLİ TETİĞİ ÇEKENLERMİ...

Sakine Cansız gibi çok değerli ve onurlu bir Özgürlük savaşçısı ile iki genç Kadın arkadaşının Dünyanın çok ünlü bir şehrinde katledilmesinın yaratacağı uluslararası etki kuşkusuz düşünülmüştür. Böyle bir suikast, Kürd düşmanı bile olsa bir kişinin kalkip tek başına verecegi kararla yapilma ihtimali sıfırın bile altındadır. Dolayisi ile suikast organize güçler ve sofistike yöntemler kullanilarak belli bir plan dahilinde gerçekleştirilmiştir.  Suikaste karşi Kürd ve Dünya kamuoyunda büyük bir tepkinin oluşması beklenilsede ulaşılmak istenen amaç önemli dir. Katliamla verilmek istenen mesaj, emperyalistler ve onların çıkarlarını savunan işbirlikçilerinin ortak menfaatleri ve kazanımlarını korumak için her şeyin yapilabilinecegi izlenimidir. Bundan dolayıda bütün olası riskler göz önüne alınarak yapılmıştır.

Şu anda tutuklu bulunan Ömer Güney suikastın tek sorumlusu olabilir veya kendisine eşlik eden kişi yada  kişilerde olabilir. Meselenin bu boyutu, şu ana kadar kamuoyu ile çok az detay paylaşıldığı için, uzerinde uzun bir tartışmayi gerektirmeyebilir. Zira idam sehpasında ipi çeken cellat, inşanların vijdanında hic bir zaman hesab sorulması gereken bir katil muamelesi gömez.  Ömer Güney ve/veya kendisine eşlik eden/ler sadece birer cellattırlar. Onlar her ne kadar satın alınmış veya milliyetçilikle ikna edilmiş ve düşürülmüş egolarını tatmin etmek için tarihsel bir misyon ile kandırılmış olsalar bile, tarihteki yerleri birer cellat olmaktan öteye gitmez.

Sakine Cansız açık bir şekilde uzun bir planlama, detaylı ve dikkatli bir tartışma sonucu verilen stratejik bir kararla katledilmiştir. Uluslararası emperyalistler Türk işbirlikçilerinin egolarını okşamak ve mevcut projelerin hatırı için böyle hayattan daha büyük bir kişiligi hedef almış ve suikastin başarı ile yapılması içinde her türlü yardimi sunmuştur.

Büyükelçi Wilson'un 2007 yılında kaleme aldığı gizli belge Ankara'da üç, Bagdatta iki ve Birleşik Devletlerde bir birime gönderilmiştir. Türkiye’deki birimlerden birisinin MIT olma olasılığı yüksek digerleride Dış işleri Bakanlığı ve Başbakanlık olabilir. Bu Belgede var olan net bilgiler ve katliamla ilgili olarak medyada paylaşılan diğer bilgiler ışığında suikastın, Amerikan Merkezi Haber Alma Teşkilatı (CIA), Central Fransız Directorate of Interior Intelligence - Direction centrale du renseignement intérieur  (DCRI) ve Türk Milli İstihbarat Teşkilatı (MIT)'nın ortak çalışması ile bu birimlerin bağlı oldukları devletlerin siyasi iradeleri tarafından alınmış kararlar doğrultusunda planlanıp gerçekleştirilmiş  olduğu açık bir şekilde görülmektedir.  Zira, Siyasi iradenin onaylamadığı bir suikast bir ülkenin istihbaratı tarafından içeride yada dışarıda ülke menfaatleri içindir denilerek yapılamaz. Bunun için bir bütçenin olması ve onaylanması gerekli, ve bu bütçe onayı ancak istihbaratın direk olarak bağlı olduğu Başbakanlık yada devlet başkanlığı makamı tarafından verilebilinir.

Türk istihbaratının Avrupanın merkezi yerinde dünyanın en güçlü polis teşkilatlarindan birisine sahip, istahbarat sistemi ve teknolojik kapasite ile donatılmış Paris gibi bir şehirde üç tane Kadını katletme cesaret ve kapasitesini Fransız istihbaratinın bilgisi, izni ve yardımı olmadan göstermiş olması kabullenmesi zor bir olasılık. Kendi Mandası ile 100 yıl önce kurulmuş bir ülkenin bugün Fransa'nın kendi toprakları üzerinde kendi bilgisi dışında böyle yüksek profilli bir suikasti yapması öncelikle uluslararası hukuksal terminolojide Fransa'nın egemenliğini açık bir şekilde ihlal etme şeklinde anlaşılacağı için şiddetli bir tepki ile karşılaşmış olması beklenirdi. Fransız resmi makamları suikastı genel olarak kabul edilemez olarak tanımlamişsada; sorumluları kimlerin yönlendirdiğini biliyor olmasına rağmen, diş işleri bakanlığı seviyesinde bir tepkisi yada kınaması söz konusu olmamıştır. Yine Birleşik Devlerin bu suikast hakkında gösterdiği herhangi bir tepki, memnuniyetsizlik yada üzüntü basina yansımamıştir.

Sonuç olarak, Bu bir Kıral çıplak durumudur... Türk devleti ve işbirlikçilerinin örtme, gizleme veya başka yöne çekmeye çalışıp hedef saptiramayacakları kadar net ve açık.... Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez Kürd halkının bilgi dagarcığında ölümsüzleşmişlerdir... Ölürken bile Kürd Özgürlük Mücadelesine bu kadar muhteşem bir güç ve ilham verecegini de Türk ırkçıları ve işbirlikçileri düşünememiştir. Fransa belki cellatları cezaevinde tutacaktır. Kürd halkı bu katliamı yapan gerçek katilleri bugün doğal refleksi ile  bile görebilmektedir. Kurdler Özgürleşecektir ve bu gerçek şer odaklarını tarih karşısında sorumlu tutacaklarını da herkes bilmelidir.

Doğan Piroğlu

1 Şubat 2013

Toronto

 

 Kaynak:

[1] http://www.haber3.com/pkkya-karsi-bin-ladin-onerisi-1562439h.htm#ixzz2JMqYxE7D

[2] Yeni Safak Gazetesi, Erdoğan Bush ile Gorustu; Isbirligine Devam, 24 Aralik, 2007

[3] Yeni Safak Gazetesi, PKK ya El- Kaide Yontemi Olmaz, 20 Ekim, 2012

[4] Yeni Özgür politika Gazetesi, Günde 1 milyon ABD'den, 17 Temmuz 2012

[5] Cumhuriyet Gazetesi, PKK ya Karsi Günde 1 milyon Dollar, 16 Temmuz 2012

[6] Reuthers, Witneses Report Rioting in Tunisian Town, 19 Aralik 2010

[7] http://www.haber7.com/ic-politika/haber/981983-Erdoğandan-yeni-kabine-ile-ilgili-ilk-aciklama

[8] The National Interest, Erdoğan's Kürdish Issues, Morton Abramowitz, Jessica Sims, January 28, 2013

[9] http://en.wikisource.org/wiki/Executive_Order_13526#Part_1>

      cable/2007/12/07ANKARA2917; BLOCKING MONEY FLOWS TO THE PKK IN NORTHERN IRAQ

[10] The Wall Street Journal, 27 Hazİran 2012; Expanded Oil Drilling Helps U.S. Wean Itself from Mideast

[11] http://blogs.marketwatch.com/thetell/2012/06/28/u-s-could-become-indepen...

[12] Forbes, EPA Chief Resigns: Declared Carbon Dioxide A Pollutant, 27 Aralik 2012

[13] The Guardian, Arab spring: an interactive timeline of Middle East protests, 5 Ocak 2012

[14] Y Net Times.com, Obama names Erdoğan in list of allies, 20 Ocak, 2012, by Yitzhak Benhorin

[15] Foreign Policy, Clinton calls for overhaul of Syrian opposition, Ty McCormick, November 1, 2012

[16] http://moskovanotlari.blogspot.ca/2010/05/taksim-antndaki-rus-generaller..., Taksim Anitindaki Rus Generaller

[17] The Washington Post, Yemen timeline: Looking back at Saleh’s rule, 06/03/2011, By Sam Sanders

[18] Firat News Agency, Fratnews.com; BDP gerilla cenazelerinden organların alınmasının araştırılmasını istedi, 01/31/2013

[19] Rojhelat.info; Turkish army used chemical weapons against Kürdish Guerrillas, 4 January 2013

[20] Spiegel.de; Shocking Images of Dead Kürdish Fighters: Turkey Accused of Using Chemical Weapons against PKK, 12 August, 2010, by Daniel Steinvorth and Yassin Musharbash

[21] Trans Canada, http://www.transcanada.com/keystone.html, Keystone XL Pipeline Project

Yorumlar

Detayli bir gorus. Oldukca informatif. Zor spas

Paris katliamıyla ilgili en çarpıcı analiz.sayın doğan piroğlu çok iti çözümlemiş.olaya ilişkin kafamı kurcalayan birşey kalmadı,netleşti.eline sağlık diyorum.

çok analize bir yazı tebrikler

 

carpici tespitler,iyi analiz yapilmis bir dokumantasyon.gorsel versiyona uyarlanmis haliyle guzel bir belgesel olabilcek bir calisma...

Uzun laf kalabalgi, ekleme bilgiler senin maniplasyona gönüllülügünü desteklemekten öte bir seye yaramiyor.

Maniplasyon degilse Riza Altin gibi teslimiyet projesinde Öcalan'in sag kolu ve TC kuryasi durumrundaki birinin hedef olduguna nasil inanirsin?

R Altin ki hem ABD-TC'ye  hem PKK'ye gerek biri neden hedef edilsin?

Sakine ise Öcalan'a muhalif olanlardan biri idi, taslimiyet cizgisini sabote etme olasiligi vardi, bu nedenle hedef secilmasi normaldir.

Varilan sonuc icin bu kadar uzun yazmaya gerek yoktur. Meseleyi ciddi arastirmis izlenim vererek devlet merkezli maniplasyonu tamamlamak icin böyle uzun yazma ihtiyaci duyulmus olsa gerek.

Orhan Piroghlu...eline saglik tam yerinde ispatlamis bir analiz....

 

sadece bir seyi tek unutmus, o da Pkk 'nin cewabi 3 hafta iceresinde takdir ustaligla usa'ya verilmis....

Genel anlamıyla aslında türkiyenin Kurd sorununda kadının adıdır SAKİNE CANSIZ, Uzun bir yazı olmuş bazı arkadaşlar sitem etmiş ama yeter mi onurlu Kurd kadının tanımına? Bu katliamı "örgüt içi infaz" kapısından görenler kendilerine sorsunlar gidip evinizde ablanızı vurur musunuz? Yok teslimiyetci kanatmış yok şahinmiş Öcalanın mualifiymis ne olursa olsun Sakine Kurd kadınıdır, abladır, yiğittir ona degil infaz saçının teline kıyamaz. Arkadaki derin mesaj önemlidir Pariste oluşu önemlidir! Bilgi alış veriş merkezidir! Açık bir emperyalist operasyondur, yerine göre Öcalanın yakalanması kadar vahimdir özgür Kürd kadınına sıkılmış PKK'ya sıkılmıştır, yiğit yanımıza sıkılmıştır! Bölgesel bir etki yaratacaktır etkileri suan anlaşılmasa da ilerleyen yıllarda nedeni niçini ayuka cıkacaktır. Doğan bey emeğinize sağlık.

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

RNN News