ala kurdistan
Ey Reqîb

Zozan Kurdish Shop

Kürdistan Bağlamında Millet-Milliyet ve Milliyetçilik Meselesi – Kadir Amaç

Rupert Emerson’nın ifade ettiği gibi: “Sömürgecilik, bir ulusun, başka bir ulus üzerine, daha kuvvetli toplumun daha zayıf toplum üzerine hakimiyetine dayanır”  analitiği doğru olmakla birlikte; postkolonyalizim çalışmalarıyla bilinen Hindistanlı Ania Loomba, “Kolonyalizim postkolonyalizim” adli kitabında yaptığı şu doğru tespit, Kürdistan’ın işgal ve sömürge gerçeğinin hiçbir sömürge tarihine benzemediğini şu sözlerinden anlıyoruz: “Kolonyalizim dünyanın farklı yerlerinde aynı özellikleri sergileyen aynı süreç olmayıp tersine gerçekleştirdiği her yerde o yörenin asil sakinleri ile yeni gelenleri insanlık tarihinde karmaşık ilişkilerin içine sürüklemiştir.” (1)

 Bu doğrultudan hareket ederek, millet ve milliyetçilik kavramlarını analitik bilgiyle çözümleyip Kürdistan davasının millet ve milliyetçilik zaviyesini belirlemeye gayret edeceğiz.

 Birinci dünya savaşından hemen sonra, modern milliyetçilik akımını akademik düzlemde ilk olarak ele alan B.Hayes, Hans Kohn ve  “Milletler ve milliyetçilik” adlı kitabın yazarı E.J. Hobsbawm gibi toplum bilimcilerdir.  Hobsbawm, millet-milliyetçilik ve siyasal egemenlik kavramlarını şöyle formüle eder: “Millet=devlet=halk (özellikle egemen halk) denklemi kuşkusuz milleti belli bir toprak parçasına bağlıyordu, çünkü devletlerin yapısı tanımı artık esasen belli bir toprak parçasıyla ilişkiliydi. Bu pek çok ulus devletin var olacağı anlamına geliyordu; kaldı ki halkların kendi kaderini tayin etmesi ilkesinin kaçınılmaz sonucu buydu.”(2)

 “Hayali cemaatler”  adli eserin yazarı Benedik Anderson ise,  millet-milliyet ve milliyetçilik kavramların ne anlamlara geldiğini, ne derecede problemli olduklarını ve “her birinin tanımlanabilirlik açısından son derecede kötü bir şöhrete” sahip olduğunu söyler.  Eric Hobsbawm, "Marksist hareket ve devletler yalnızca biçimleri bakımından milli olmakla kalmadılar özlerinde de öyle yani, milliyetçi oldular. Bu eğilimin sürmeyeceğini düşündüren hiçbir işaret yok" söylemekle son derecede haklıdır. “Üstelik bu eğilim yalnızca sosyalist dünyaya da özgü değil. Neredeyse her yıl Birleşmiş Milletler yeni üyeler kazanıyor. Bir zamanlar birliklerini tamamen pekiştirmiş olduğunu düşünen nice "eski millet", kendilerini sınırları içinden doğan alt-milliyetçilikler tarafından meydan okunan bir konumda buluyorlar. Bu milliyetçilikler elbette bir gün "alt"lıktan kurtulacaklarını hayal ediyorlar. Gerçeklik oldukça çıplak: Bunca zamandır kehaneti yapılan "milliyetçilik çağının sonu" görünürde olmaktan çok uzak. Hatta milletlik zamanımızın politik hayatının en evrensel biçimde meşru kabul edilen değeri.” (3)

Modern anlamda Millet, milliyet ve milliyetçilik kavramları üzerinden en kapsamlı metin yazan Hugh Watson bu konu hakkında kısaca kaygılarını şöyle özetliyor: "Dolayısıyla, millet-milliyet için kesin bir 'bilimsel tanım' yapılamayacağını teslim etmek zorunda kalıyorum; oysa fenomen var oldu ve varolmaya devam da ediyor".

Adam Smith, “millet açıkça bir teritolyal devletten başka hiç bir anlam” taşımadığını ifade ederken;  John  Stuart, Mill millet kavramını salt milli duygular ekseninde değerlendirmekle kalmamış;  aynı zamanda, bir milletin bireyleri veya tamamı “aynı yönetim altında olmayı arzuladıklarını, bu yönetim de yanlınca kendilerinin veya içlerinde bir kesimin yönetimi olmasını istediklerini”  söyler.

Bu anlamda, milletlerin siyasi ve teritolyal egemenliklerine tarihte en güçlü vurgu yapan bildirilerden biri olan 1795 tarihli Fransız Haklar Bildirgesi’nde şöyle denilmektedir: “Kendisini oluşturan bireylerin sayısı ve üzerinde yaşadığı toprağın büyüklüğü ne olursa olsun, her millet bağımsız ve egemendir. Bu siyasal egemenlik başkasına asla devredilemez.”

 Polonya milli kurtuluş hareketinin lideri Albay Pilsudsk, 1772 yılına kadar kendini Polonya milletinden görmeyenler için şu sözleri sarf edecekti: Devleti yaratan millet değil, millet yaratan devlettir. İtalya’daki ideolojik milliyetçiliğin mimarları hiç şüphesiz, Mazzini ve Massimo d'Azeglio’dur. Massimo d’ Azeglio’nun ideolojik milliyetçilikle ilgili şu meşhur sözleri sarf etmişti: “İtalya’yı yaratık, şimdi de İtalyanlıları yaratmalıyız”. Tıpkı Albay Pilsudski’nın, benzeri sözlerine tekabül ettiği gerçektir.

  Kuran ilmi ise her canlının bir millet olduğunu, her canlı milletin kendi feleğinde yaşamlarını idame ettiklerini ve her canlı millet için bir ecel tayın ettiğini söyler. (4)

 Dolayısıyla, Kürdistan’lı sosyal bilimciler ve siyasetçiler, Hobsbawn dediği ”etnik kökenin ya da ırk’ın modern milliyetçi ideolojiyle hiç bir ilgisinin olup”  olmadığını , Benedict Anderson’un Hayali cemaatler adlı eseriyle mi yoksa “biz ve onlar” arasındaki ayrımlara işaret etmek için carl schmitt’in Dost ve Düşman diyalektiğini mi referans alacağız (5)

Bana göre modern dünyada Milletler ailesinin millet-milliyet ve milliyetçilik duygularını kozalaştıran üç etmenden söz etmek mümkündür.

 1-Ontolojik milliyetçilik: Ontolojik milliyetçiliği en basit biçimiyle şöyle tanımlayabiliriz:  İnsan yanlız kaldığında hem kendi varlığını hem de başkalarının varlığını sorgulamıştır: Bu sorgulama sonucunda hem kendisinin hem de başka varlıkların, nerden geldiğini-geldiklerini ve kime ayıt olduğunu-olduklarını fıtri melekelerle öğrenmiştir. 

2- Biz ve onlar diyalektiği sonucunda gelişen milliyetçilik: Bu tür bir milliyetçilik ise beni ben yapan, senin bana ben demendir. Yani şu demek oluyor: beni ben yapan, benim sana benzemememdir...

3- Devlet milliyetçiliği: Devlet milliyetçiliği milliyetçi duygu ve düşüncenin organize olmuş halidir. Modern teritolyal yurttaş-vatandaş kendisini zorunlu olarak, devletin “kamusal işlerine ve kurallarına” katılma gereği duyar. Bu durum her modern yurttaş ve vatandaşta kaçınılmaz olarak devletine bir bağlılık ve dışarıdan devletine, milletinin siyasal egemenliğine  ve topraklarına yönelik olumsuz müdahalelere karşı devletin pompaladığı, millet-milliyet ve milliyetçilik mefkuresinin  onda canlanmasına vesile olma halidir.

 Dolayısıyla bir milletin üzerinde yaşadığı topraklar üzerinde, siyasal egemenliği ve bu siyasal egemenlik mekanizmasını düzenli olarak çalıştıran bir hükümet bulunmuyorsa, o milletin üzerinde yaşadığı topraklar üzerinde özgür olması, demokratik olması, zengin ve güçlü olması mümkün değildir.   Mamafih her millet, (milliyet ve milliyetçilik) gibi Kürtlerde kendi öz toprakları üzerinde yaşamlarını, barış ve huzur içinde geçirmek istiyor. Ama Türk-Arap-Fars ve Siyasal İslamcı hareketler, Kürt milletinin kendi öz toprakları üzerinde, millet-milliyet ve milliyetçilik duygu ve düşüncelerini taşımalarını büyük bir günah ve büyük bir fitne olarak görüyor. Oysaki özelde 22 Arap devleti, genelde ise 85 Müslüman devleti var. Bu devletler kendi millet-milliyet-milliyetçiliğini meşru devlet görürken,  kendi öz toprakları üzerinde ontolojik varlıklarını sürdürmek isteyen,  devletsiz Kürt milletinin, devlet sahibi olmasını istemedikleri  gibi;  devlet sahibi Yahudi milletinin de -İsrail devletine sahip olmasını  büyük bir problem olarak görüyorlar. Bu yaman çelişkiyi hangi insan, hangi düşünce ve hangi din izah edebilir?

 Filistinli lider Halid Meşal siyasal İslamcı bir Arap. Filistinli lider Mahmud Abbas’da seküler bir Arap.  Bu her iki Filistinli Arap lider, Kürdistan’ın bağımsız bir devlet olmasına şiddetle karşıyken, Müslüman milletlere ve Müslüman Kürt milletine İslam düşmanı olarak yutturulan İsrail devlet başkanı Netenyahu ise Kürt halkının bağımsızlık mücadelesini sonuna kadar desteklediğini söyleyecekti.

Bu yaman çelişki karşısında Kürt aydını ve Kürt siyaseti, teolojik ve bilimsel düzlemde şu soruları birbirlerine sormaları elzeml olmuştur:  Mahmud Abbas-Halid Meşal’mi Kürt halkının kardeşi yoksa Netenyahu’mu Kürt halkının kardeşidir? Kürtlerin ontolojik varlıklarını inkar, topraklarını işgal ve nazik civan bedenlerini çarmıha gerenler ne yazık ki ne yahudiler ne Hıristiyanlar ve ne de komünistlerdir! Malesef Kürt milletine bu kötü yazgıyı ve ikbali yaşatanlar, sözde din kardeşleridir. Sanırsam Kürt milletinin özgürlüğünü bundan sonra belirleyecek temel parametre rasyonel, bilimsel ve gerçek Kuran’i reflekstir.

 İkincisi, egemen Müslüman unsurlar bin dört yüz yıl boyunca Kürt milletine karşı insani, İslami, hak, adalet, mizan ve benzeri hasletleri, yürekleriyle ve vicdanlarıyla İsmail Peygamber gibi adamaktan cömert davranmamışlarsa, Peygamberler için de en büyük ihaneti İslam Peygamberi Hz.Muhammed’e yapmışlarsa,  bu dakikadan sonra Kürtlere merhamet etmelerini beklemek imkansız gibi görünmektedir. 

 Avrupa devletleri tam altmış yıldır her türlü bilimsel ve teknolojik imkanları kullanmasına rağmen, Avrupa’da yaşayan ve nüfusları elli milyona ulaşan vahşi ve ilkel Arap-Fars-Türk ve diğer Müslüman milletleri uygarlaştırıp demokratikleştiremedi.

Pekala, hiç bir siyasi egemenliği ve hiç bir ekonomik gücü olmayan Kürtlerin, bu vahşi ve ilkel Arap-Fars-Türk unsurlarını uygarlaştırması ve medenileştirmesi mümkün müdür? Sanırsam bunu gerçekleştirmek mümkün görünmüyor. Çünkü, bin dört yüz yıldır Kürt milletinin bedenlerini çarmıha gerip ahlaksızca ırzına geçen bu egemen hafızayı, uygarlaştırıp ve medenileştirmek dünyanın gelmiş geçmiş en büyük fantezisidir diye düşünüyorum.

Siyasal ve teritolyal egemenliği olan bir milletin siyasetçileri ve düşünürleri kendi milletlerinin terakkisi için milli bir hafızayı şart görürler. Daha sonra bu milli hafızayı bilim, sanat, disiplin, ahlak, adalet, demokrasi ve plüralizmimle destekleyip estetik bir görüntüye kavuşmasını sağlamış olurlar. Tıpkı Japonların sahip olduğu estetik hafıza gibi. Japonya, Güney Kore, Singapur ve Hong Kong benzeri ülkelerin hemen hemen hiç bir doğal kaynakları yoktur. Lakin  bu ülkeleri dünya milletler liginde güçlü ve itibarlı kılan Konfüçyanizmin, orjinal milli hafızası ve bu hafızanın bu milletler arasında yaratığı muazzam güven duygusudur. Bu milli güven duygusuyla gerçekleştirdikleri çok sıkı ve disiplinli çalışmalar onları dünyanın en demokratik ülkeleri sıralamasına ve en iyi ekonomik ve disiplinli milletler sıralamasına yükselmiştir.

Diğer taraftan Ortadoğu’yu kan ve vahşet çöplüğüne çeviren Arap-Türk ve Fars milletlerine baktığımızda birbirlerine karşı aşırı derecede güvensizlik ve düşmanlık psikolojisi içinde yaşadıklarına tanık oluyoruz. Dolayısıyla Müslüman milletlerin dünyanın en zengin petrol kaynaklarına sahip olmaları onların güçlü bir İslami hafızaya, güçlü bir rasyonel hafızaya ya da bilimsel bir hafızaya sahip olduğunu göstermez.

Daha doğrusunu söyleyecek olursak; bu müslüman milletlerin dünyanın en zengin petrol kaynaklarına sahip olmaları onları dünya milletler liginin en demokratik ve en uygar milletler sıralamasına taşımamıştır. Arap-Fars-Türk’ün doğal kaynaklardan elde ettiği bu zenginlik İslam dünyasında bilimin, tekniğin, medeniyetin, estetiğin, demokrasinin, adaletin dayanağı olmadı, insan haklarına, saygı ve sevgi kültürünü geliştirmedi. Tam tersine Müslüman toplumlar arasında muazzam bir güvensizlik, işsizlik, adaletsizlik, cehalet, kan ve vahşet kültürün yaratılmasına sebep oldu. 

 Bundan dolayı Tanrı bu üç egemen mustekbir gücü ve bu üç mustekbir gücün tuğyanlığına karşı gerçek Kurani tavır almayan mustazaf sınıfı af edeceğini düşünmüyorum. Çünkü Tanrı zalimleri asla sevmez! İkincisi, Tanrı  onlardan kardeşleri olan Kürtlerin kanını akıtmamasını, onlara zülüm yapmamasını,  topraklarını  işgal altında tutmamasını,  mallarını ganimet ve canlarını esir almamalarını, dillerini yasaklamamalarını, siyasal egemenliklerine tecavüz etmemelerini, yaşlı, kadın, hasta ve çocuklara sevgi ve hürmet göstermelerini emretmişti.

Sonuç olarak; Kürtlere ulus devletin kötü bir aygıt ve İslam ümmetinin birliğini parçalamak olduğunu iddia edenlere şu ilmi ve kitabi sorularımıza yanıt vermeleri zorunlu olmuştur. Eğer bu iddialarınız pozitivist bilime göre veya teoloji bilimine göre doğruysa neden dünyanın tamamı 218 devlet ve bunların 84 tanesi Müslüman ulus devletle yönetiliyor?  Neden dünyada tek bir ulus devletsiz millet, ümmet yada sınıfsız bir millet yaşamıyor? Eğer bilim ve teoloji 218 millete devlet olma vizesini vermiş ise Kürt milletine de self determinasyon vize yasağını koyuyorsa, teoloji ve pozitivist bilim kendisini bu çelişkisiyle imha etmiyor mu?

Kadir Amaç

kadiramac@hotmail.com

Kaynakça:

1-      Ania Loomba, Kolonyalizim Postkolonyalizim,Ayrıntı Yayınları, Sayfa,13

2-      E.J. Hobsbawm ,milletler ve milliyetçilik,Ayrıntı Yayınları, Sayfa,35 

3-      Benedict Anderson ,Hayali Cemaatler, Metis yayınları , Sayfa /15-22 

4-      Ali Bulaç, Kuran-I Kerim Türkçe Meal, Hucurat 13,Rum 22, Araf 34, yunus 49

5-       E.J. Hobsbawm ,milletler ve milliyetçilik,Ayrıntı Yayınları, Sayfa,32-62-86

Yorumlar

Hejarê Şamil kullanıcısının resmi

Bu çok iyi yazıya ilk tepkiyi vermemek için kendimi tutamadım.  "Mahmud Abbas mi Kürt halkının kardeşi yoksa Netenyahu’mu Kürt halkının kardeşidir? "  Mükemmel bir soru. Belki yorumumuzun devamı bu temelde olur, belki başka şeyler de yazarız....

***

Kürd kendinin düşmanı olmazsa, Kürde güç yetmez düşüncesi doğrudur, sabittir. Dün Kürd halkını 'ihanetle' suçlayan devrimci kesimler bugün basbayağı Kürde ve Kurdistan'a ihanet içindeler. 

PKK'den değil Demokratik Türkiye Cumhuriyeti Partisinden (Xalê Hus'un değimi) ayrılmayı, Apo'cuğa lanet okuyup PKK'liliği desteklemeyi 'ihanet' olarak görenler; Kurdistansız İmralı-MİT işbirliğini asla 'ihanet' saymazlar,  Kurdistan Fikrini çöp sepetine atmayı 'ihanet' olarak görmezler asla.  

Bizi de ne Mahmut Abas, ne de Netenyahu ilgilendirmez ama Netenyahu ve İsrail 'Kurdistan'ın Bağımsızlığını Tanırız" diyor! Kürdler Bağımsızlık ilan ederse, İsrail'in sözünü tutmaması için hiçbir neden yoktur. Siyasette ebedi düşmanlar, dostlar  yoktur, ebedi çıkarlar vardır. 

1996'da Şam'da Sn. Öcalan'la ilk karşılaşmamızda kendisine 'İsrail'e karşı olmamız Sizce Kürdlerin çıkarına mıdır?' diye sormuştum... Bendeniz fazla cesur bir insan değil ama meğerse böyle bir soruyu 'Önder'e sormak büyük bir cesaret istiyormuş. Çocuk kafamızla sorduk işte, bu sorumuz Öcalan'ın bayağı hoşuna da gitmişti. Verdiği yanıttan, estağfurullah, yaptığı çözümlemeden ise tatmin olmadık tabii ki.

O ilk görüşmemizde Öcalan şöyle bir cümle sarf etmişti: "İslam Kurdistan için, sosyalizm Kurdistan için, demokrasi Kurdistan için; her şey Kurdistan için". 

Öcalan, sözünü tutmadı / tutamadı. Bir avuç Kürd (büyük bir avuç) halen 'HER ŞEY KURDİSTAN İÇİN' mefkuresinin peşindedir. 

Kurdistan mutlaka kazanacaktır. 

Yazı mükemmel kım  kurdlerın dostuysa kurdlerde onların dostu olmAlı yazarı tebrık ederım spas

Sayin Hejare Samil,

ben bahsini etiginiz iki sahsinda Kürdilerin dostu oldugunu düsünmiyorum. Ayrica soruyu tersten sormak lazim degilmi? Kürdiler bir birleriyle ne kadar dost sahi?  ve ne kadar samimi? Dört gün önce Hatip Dicle Mednuce tv de ulus devletini istemiyoruz ve biz ulus devletinden yana degiliz demiyormuydu? Beni ne Mahmut Abas nede Netenyahu ilgilendirir. Beni biz kürtler ne istiyoruz, iste o beni ilgilendirir.

Güney Kürdistan en kisa sürede bagimsizligini ilan etmelidir ve Israil ile iliskilerini kuvvetlendirmelidir cünkü müsliman oldugunu söyleyen devletler, Kürtleri bogmak istemekteler. Israil hem toprak olarak hemde nüfus olarak cok az olmasina ragmen 300 milyonluk Arap alemine kafa tutabilmektedir cünkü elinde teknoloji, güclü silahlar ve etkili diplomasi/lobicilik mevcuttur. Kürtlerde, Israil´den en kisa sürede etkili silahlar almalidir. Pesmerge gücleride 40 milyon Kürt halkindan takviye edilmelidir. Bagimsizligin ilanindan sonra ise bölgedeki, Iran ve Türkiye ile de iliski kurulmalidir ama bunu yaparken, olusuturulacak cok ciddi think-thank kurumlari ile her olasilik hesaplanarak, politika yapilmalidir. Ayrica, sadece petrole güvenilerek, cayi, sekeri, cikolatayi...bile disardan alma politikasindanda vaz gecilmelidir. Kürdistan ayni zamanda üretim yaparken, arge kuruluslari ve ciddi üniversiteler vasitasi ilede kendi teknolojisini olusturmanin yollarini aramalidir. Lobicilik calismalarida, unutulmamalidir. Dünya´da pozitiv bir Kürt algisi yaratilmasi icin cesitli yöntemler kullanilmalidir. Unutulmasin ki, Kürtlerin hic te kücünsenmeyecek yetismis akademiker´i mevcuttur ve atil durumdadirlar. Büyük düsünmenin zamani geldi.

Diger parcalar ise mümkün oldugunca ent üst seviyede kazanimlar icin mücadele etmelidir. Bunlardan, Bati Kürdistan´in bagimsizliga kadar yol almasi mümkündür fakat uyguladiklari politika beni biraz umutsuzluga itmektedir.

Ayrica sunuda eklemek istiyorum, Amerika´nin; Kürtlere yönelik politikasi, Kürtler üzerinde hayal kirikligina sebep olmaktadir. Gecmistede, Amerika´nin Kürtlere yönelik politikasi(Mustafa Barzanin Amerikayi ziyaret etmesi vs...) hala hatiralardir. Kürtler, Amerika icin bölgede etkili bir müttefik olma potansiyeline sahiptir ve bunu ispat etmislerdir. 

 

 

Kürdistan Post'ta Kadir Amac'i okumak bir ayricaliktir.Kürt halkinin  sömürgecilik zincirlerini parcalayip özgürle$mesini ve bir daha da i$gal ve talanci güclerin hegemonyasina girmemek icinde bir devlet yapilanmasi icine girilmesini savunan mükemmel bir Kürt insani... Yani devletle$meyi, sömürge bir halkin

i$gal ve talan güclerine kar$i bir ZIRH; bir tür OZON tabakasi olarak gören bir yazarimiz. Bilindigi gibi ozon tabakasi olmasa insanlar dünyada ya$ayamazlar..O anlamda ozon tabakasi  canlilar icin ne kadar gerekli ise, sömürge halk Kürtler icinde devlet o kadar gerekli ve elzemdir. Sayin Kadir amac bu YAZISI ve diger YAZILARIYLA dinci Kemalist i$galcilerle ,solcu kemalist i$galcilere  DURUNUZ diyor.Tabi ayni zamanda 

kendisini PKK yönetim kesiminde ifade eden köleci ve ta$eron anlayi$ada bir sessiz CIGLIK oluyor sayin K.Amac.. Ancak "tanri veya Allahin zalimleri sevmedigine dair henüz bir delilimizin yok oldugunu söylemek istiyorum.Kürt köyleri bombalanirken, evler ate$e verilirken, Kürt kadinlari  tecavüze ugrarken, Halapcede halkimiza zehirli gazlar kullanilirken , hic ses seda vermemi$ Allahin ;zalimleri sevmedigi gercekci degildir.

Ha , zalimler öteki dünyada cezalarini cekeceklermi$!!! Islama göre öteki dünyaya(!) ruhlarimiz gidiyormu$!! Ruh ta elle tutulmaz, gözle görülmez, yemez icmez bir varlik!  Kürdistanin i$galcileri ruhlar midir ki  öteki dünya da , bu dünya da bize zulmedenlerin ruhlari cezalandirilsin!!  Keza eger bir " Islam Aleminin Birligi " varsa ; bu birlik katiyyetle insanlik ve Kürt dü$mani bir birliktir. Demokrasi ve temel insan haklarinin en AZGIN dü$manlarindan bir tanesidir.Ve eger varsa ;bu birligin patcalanmasi insanligin bir kazanci ve zaferidir..

bizim bu ülkenin kuzey sehirlerinde yaz bir kac haftaliktir.

sicaklar yazin 20 dereceyi zor yakalar.

toplumun her tabakasindan kisilerin sirtinda yaz kis mont veya kazak vardir.

tisörtle gezme sicaklari yoktur.

peygamberimiz Hz. Muhammed burda yasayip peygamberlige gecseydi, yaz kis kapali giyinen kadinlara "kapanin" diye bir emir vermezdi.

kapali kadina "kapan" demezdi.

Mekke-Medine cok sicak oldugu icin az giyinen kadina "kapanin" diye emir vermek zorunda kalmistir.

kadinlari cok seven peygamberimiz, burda yasasaydi, kapali giyinen kadinlara "Acilin" (az giyinin)diye bir

emir verebilirdi.

peygamberimizin o gün verecegi  "Acilin" (az giyinin) emri bugün bu ülkede kadinlar tarafindan (soguktur, üsüyoruz) protestolariyla  karsilanacakti.

her sey kendi kosullarinda dogrudur.

Evet her Kurd  dindari,  muslumani, alevisi, ezidisi, solcusu, proletar ve kapitalisti, pkk lisi ve ulsalcisi bu soruyu  kendisine sormasi lazim

"Mahmud Abbas mi yoksa Benjamin Netanyahu Kurdlerin Kardesi"

Ayrica  HUDA-PARLI  kardeslrimizin  "Isalm demagojisi" icine girmeden ve kafalarini buyuk yahudi planlari tur dusuncelerden aritarak ozelikle sormalidirlar. Bu gun dunyamizda   butun Islam ulkelerinden Islam icin yapilan kavganin aslinda bir IKTIDAR kavgasindan baska bir sey degildir. Mazlum Kurd halkinin yakaladigi  bu ender elegecebilecek tarihsel momentum ve opportunitiyi baskasinin  demokratlasmasi ve iktidari icin heba edilmemelidir. Butun imkansizliklara ragmen BAGIMSIZLIK BAGIMSIZLIK BAGIMSIZLIK.

Kardesimiz Kadirin mukemmel analizine ve tespitine asagidaki dusuncelerimi eklemeyi musadelerinizle rica ediyorum.

Ozelikle  Kimlik ve Egemenlik hic bir halk tarafindan diger bir halka lutuf olarak verilmemmistir. Fakat su anda gelinen noktada Ulusal Hareketin Takindigi Stratejinin Yanlisligini belirtmekte yarar vardir. Ulusal Hareketin Motor Gucu olan KCK  nin veya acikcasi PKK  nin once Turkiyenin Demokratlasmasi sonra  Kurdistan ve Kurdistanin haklari sadece  Tarih filmini geriden seyretmekten baska bir sey degildir.

Unutmuyalimki BETON MISTONUN KURD ileri gelenlerine ayni telkin ve vaatlerden bulnudugu ve hatta Sivas ile Erzurum kongreleri sirasinda Kurd Axa larina yazdigi mektuplarda onlara nasil sozler verdigi sayin Ismail Besikci nin kitaplarinda yayinlanmistir. Iste o vaatlarin sonucu olarak  Diyab Axa yi ve  Diyab Axa gibi 30-40 tane Kurd Mebusunu Ankraya getirtmistir. Bunlardan Huseyin  Hayrinin son sozleri cok onemlidir. BETON MISTO butun istediklerini KURD LERDEN ALIP KIYIM, SURGUN ve KATLIAMLARA  baslar baslamaz vede HUSEYIN HAYRIYI asmaya goturduklerinde  vasihat olarak sunu soyler

"BENI KURDISTANDA BIR DORT  YOL UZERINE GOMUNKI BUTUN GELEN GECEN MEZARIMA   TUKURSUN  CUNKU BEN HALKIMA IHANET ETTIM" Ama maalesef cok gec fark etmis.

Ayni  sekilde  SAID-I NURSI  de Sex Said Ulusal hareketine destek vermemistir gerekcesi Musluman Kardese karsi savasilmaz. Ama muhterem SAID-I NURSI nin basina gelen hepimizin malumudur. Ve de onun yarattigi eserler den yaralanilarak KURD ULUSUNUN imahisi icin felsefik alt yapinin nasil olusturuldugu ve bus felsefik uygulamalarida  KCK tutuklamalriydi ve bunlar gozlerimizin onunde oluyor.

Sunu acikca bilmelyizki  geleceklerini ve ideolojilerini diger halk ve inanc larin imhasi uzerinde insa edenlerden demokralasmalarini  bekleyemeyiz. Eger beklersek ayagimza kadar gelen bu ender ortami bir daha yakalamayiz.

Osmanlidan basliyarak  hep imha, isgal ve gaspla Tazminata kadar gelindi. Tazminatan itibaren baslatilan demokratlasma hareketi halkalara kiyim ve Zulumden baska bir sey getirmemis. Iste Trakya ve Selanik olaylari Selanikteki Yahudi halki yok edilmistir. Arkasinda bati anadolu  daki Rum kiyim, surgun talan vede katliamlari baslamistir bunula beraber Karadenizdeki Rum-Pontus imhasi ve asimilasyonu taki 1915 lere kadar. 1915 te hepimizin bildigi kadim Ermeni halkinin kokten korutma projesi devreye sokulmustur.

1920 de baslayan Kochgiri katliami ile Sex Said Ulusal hareketinin sonucu olarak gercekestirilen soykirimlar vede Agri ile  Dersim. Iste bunlar hepsi Demokratlasima projelerinin birer sonucuydu.

BETON MISTO CUMHURIYETI bunlarlada yetinmedi "Low profile" yontemlerle  kiyimlar demokratlesme adina deveam etti iste Madimak, Maras, Corum, Malatya-Hamido, Gazi, Roboski, Gezi.

Bunlarin demokratlasmasi vede yerlerine kok salmalari demek diger geride kim kalmisa temizlenmesi demektir. Cunku tarih oyle gosteriyor, hem uzak hemde yakin tarihimiz bu gercekleri gosteriyor . 1500 Senden beri Avrupa ile burun buruna ikame eden bir toplum eger demokralasmiyorsa iyi niyetli biz KURDLER bunlari demokratlastiramayiz. Bu gun Kek Kadirinde belirtigi gibi Avrupanin gobeginde milyonlaraca TURK demokralasmiyorsa vede kendi GHETO-SLUMS  larinda yasimaktan israrlarsa bizler onlari demokratlastirmayiz, onlari demokratlastirip haklarimizi kazanacagimizi beklemek ber bexude liktir.

Eger Avrupanin sagladigi butun ekonomik sosyal kulturel yardim destekleri alip ve de halen kendi halkina zulum, kiyim katliam yapan bir yapiyla karsi kariyasaniz onu demokratlastirma caba ve niyetleri bosunadir.

Tarihsel gercekler bize birer mesale olmalidir. Tarhin gerceklerinin goz ardi edenler hic bir zaman dogru karar vermemislerdir. Amacimiz Kin, nefret, ekmek degil, tarihsel verilere dayanarak dogru yolu bulmaktir

. DOGRU YOL BAGIMSIZLIKTIR.

Selahadin Eyubunun butun basarilarina ragemen kendi halkinin ihmal edip baksalarinin iktidarlari icin calsimistir.  Idis Bitilisi ayni sekilde .

Bu gun gelinen noktada ULUSAL HAREKET dort parcadada altin devrini momentumu yakalamis. Umudumuz bu momentum baskalarini DEMOKRATLASTIRMAK icin heba edilmez.

Ejdadimizn, Atalarimizin, Buyuk dedelerimizin vede dedelerimizin asirlaca ozlem cektigi bu kutsal BAGIMSIZLIGIMIZ icin dahada buyuyerek butun ZAGROSLARI, KIZILDAGI,  AGRIYI, CUDIYI, Saracak

Ve o gun belki yarin belki yarindada yakin

Sayın Koçkirili kardeşimin yorumunu okurken gözlerim yaşadı. Yiğitler yurdundan çıkan biri. Zumün beterini gören bir Kürd yöresinin torunu. En derin hislerimle, kutlarım bu kardeşimi. Bu kardeşimiz çok güzel bir yorum göndermiş Kp'a, yalnız bir eksik hata ile. Hata şu: İhdam sepasında Hüseyin Hayri değil, Binbaşı Hasan Hayri'dir. Yani Mıço Axa, Remzi Bey ve Diab Axa ile, kardeşimin tabiriyle Beton Mıstê Kor'un ahırına giren Hasan Hayrı. Hani o güzel Kürd Şal-şapık ile o düşman ahırına giren. Bugün o ahırdan epey Kürd var.

Saygılar. Gözlerinden öperim benim Koçkirili yiğit kardeşim.

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Zozan Kurdish Shop