ala kurdistan
Ey Reqîb

Av. Aydın Erdoğan'la 12 Eylül Darbe Davası Üzerine Röportaj- Hülya Yetişen

Aydın Erdoğan Kimdir

1958 Yılında Malatya Doğanşehir Suçatı Köyünde doğdu. 1979 Yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. 1980 yılında 12 Eylül Askeri darbesinden sonra Avukatlık yapmaya başladı. Darbe sonrasında siyasi davalara avukat olarak katıldı.  Çağdaş Hukukçular Derneğinin Genel Başkanlığını yaptı. Halen İnsan Hakları Derneği Merkez Yönetim Kurulu üyesi.

33 yıl sonra gündeme gelen 12 Eylül darbecilerinin yargılanması davasına müdahil olarak katılan Av. Aydın Erdoğan ile davanın hukuki durumuna ve seyrine ilişkin bir söyleşi yaptık. Binlerce insanın büyük haksızlıklara maruz kaldığı 12 Eylül darbecilerinin yargılanması İktidar-Ordu ilişkisi bakımından Türkiye tarihinde önemli bir olay.

Röportajı ilgiyle okuyacağınızı umuyoruz.

Hülya Yetişen-Anayasa’nın geçici 15. Maddesinin yürürlükten kaldırılması ile 12 Eylül darbesini yapanlar hakkında dava açılmış bulunuyor. Böyle bir davanın açılıp açılamayacağını, sanıklar hakkında  cezai bir hükmün kurulup kurulamayacağına ilişkin hukuki süreci bize açıklar mısınız?

Aydın Erdoğan- 12 Eylül 1980 günü Generallerin gerçekleştirdiği askeri darbeden bu yana  33 yıl geçti. Yaşı kırk civarında olanlar, ailelerinde  birinci dereceden bir mağdur yoksa olanları hatırlamıyor. Ancak askeri darbenin etkileri ve zararları o kadar büyük ve ağır ki sonuçları devam ediyor. Darbeyle getirilen hukuksal düzen önemli ölçüde  devam ediyor. Darbe, bu ülkenin maruz bırakıldığı, çok yönlü, herkesi etkileyen en ağır bir suçtu.  Toplum işlenen bu suçtan önce başka, sonrasında başkaydı.

Darbeciler, iktidarı “sivillere” devrederken, gelecekte, bu süreçte işledikleri suçlardan sorumlu tutulmamaları için, yaptıkları “Anayasa”ya ekledikleri Geçici 15’inci maddede,   işledikleri suçlardan dolayı yargılanamayacaklarına ilişkin bir hüküm ilave ettiler.  Bu hüküm, hukuksal olarak yargılanmalarına engel teşkil ediyordu. 12 Eylül 2010 tarihinde yani darbenin otuzuncu yılında halk oylamasıyla kabul edilen anayasa değişikliğiyle, darbecilerin ve suç ortaklarının yargılanmasının önündeki hukuksal engel ortadan kalktı ve yargılamanın yolu açıldı. Engelin ortadan kalkmasından sonra, suçtan zarar gören mağdurların Savcılığa başvuruları oldu.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı  başvuruları dikkate alarak askeri darbeyi yapan cunta üyeleri hakkında soruşturma başlattı. Soruşturma aşamasında Savcılık, Cuntayı oluşturan beş generalden hayata olan Ahmet Kenan EVREN ve  Ali Tahsin ŞAHİNKAYA hakkında, suçun işlendiği tarihte yürürlükteki Ceza Kanunun 146’ıncı maddesinde tarif edilen, “anayasayı zor kullanarak değiştirme, Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev yapmasını engelleme” suçunu işledikleri için, ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezasıyla cezalandırılmaları istemiyle 3 Ocak 2012 tarihinde, devlete karşı işlenen suçlara bakmakla görevli ve yetkili Ankara 12 Ağır Ceza Mahkemesi'nde dava açtı.

Darbeci generaller, kendilerinin kurucu bir iktidar olduklarını, kurucu iktidarın yargılamayacağını, Anayasanın geçici 15’inci maddesinin yargılama muafiyeti getirdiğini, bu maddenin yürürlükten kaldırılmasının yargılanmalarına olanak sağlamayacağını savunmaktadır. Darbecileri destekleyen bazı “hukukçular” da Anayasanın yürürlükten kaldırılan   geçici 15’inci maddesinin af mahiyetinde olduğunu; bazıları zamanaşımının gerçekleştiğini ileri sürerek, darbecilerin yargılanmasının mümkün olmadığını ileri sürmektedir.

Darbeciler ve  yandaşları, konuyu karmaşık içinden çıkılmaz gibi göstermektedir. Bu arada, haksızlık etmemek için ayırmakta yarar var, darbecileri ve suçlarını onaylamadıklarını ifade eden bir kesim de darbecilerin ve destekleyicilerin tezlerine katılarak, yargılamanın mümkün olmadığını iddia ediyor. 

Okuyucuyu teknik ayrıntılarla sıkmamak işin kısaca ifade etmek gerekirse, darbecilerin ve destekçilerinin görüşleri hukuka uygun değil. Öncelikle, şiddet kullanarak topluma bir düzen dayatanların, bu eylemlerini gerçekleştirirken işledikleri suçlar sebebiyle,  yargılanamayacağını düzenleyen  bir hukuk kuralı bulunmuyor. Bu tamamen darbecilerin uydurduğu bir masal. Diğer yandan, Anayasanın geçici 15’inici maddesi, af niteliğinde değildi. Sadece yargılama engeli getiriyordu. Af kanunlarında, neyin ne kadar affedildiği açıkça yazılıdır. Dolaysıyla, açıkça bir affetme yoksa suçun affedildiği söylenemez. Ceza kanununa göre, yargılamanın hukuksal bir engel sebebiyle yapılması mümkün değilse, bu engel ortadan kalkana kadar zamanaşımı işlemiyor. Anayasanın geçici 15’inci maddesinin yürürlükten kaldırılması  12 Eylül 2010 tarihinde halk oylamasıyla kabul edilmiş, değişiklik 23 Eylül 2010 günü yürürlüğe girmiştir. Zamanaşımı da bu tarihten itibaren işlemeye başlamıştır. Dolayisıyla darbecilerin yargılanmasının ve işledikleri suçlar sebebiyle cezalandırılmasının önünde bir engel bulunmuyor.  Darbeciler yargılanıyor ve sonuçta cezalandırılacaklardır.

Hülya Yetişen- Kimler bu davaya müdahil oldu?

Aydın Erdoğan- Darbe döneminde, gözaltında kaybedilen  işkence gören, kapatılan  siyasi partiler, dernekler, sendikalar; görevlerine sön verilen akademisyenler, memurlar, işçiler; Türkiye Büyük Millet Meclisi kapatıldığında milletvekili olanlar, cezaevlerinde işkence görenler; yurttaşlıktan çıkartılanlar, ülkeyi terk etmek zorunda kalanlar; idam edilenlerin yakınları suçun doğrudan zarar göreni durumundadır. Mahkeme bu durumda olup somut olarak durumunu belgelendirenlerin katılma taleplerini kabul etti. Ayrıca, cuntanın darbeye hazırlık döneminde işlenen ve cuntayla bağlantılı olduğu iddianamede ifade edilen bazı suçların mağdurlarının katılma talepleri kabul edildi.

Hülya Yetişen- Yargının sanıklara ve müdahillere ilişkin tutumunu nasıl buluyorsunuz? Müdahil avukatlarının iddia ve talepleri ne ölçüde dikkate alınıyor?

Aydın Erdoğan- Yargılamada şekil önemlidir. Adalet duygusunun tatmini için, ağır bir suçu işleyenlerin durumu ne olursa olsun yargıç karşısına çıkması, mağdurların yüzüne bakması, iddiayı dinlemesi, sorulanlara cevap vermesi beklenir. Mahkeme  sağlık durumunun olumsuz yönden etkileneceği gerekçesiyle sanıkları salona getirmedi. Hastanede, salona yansıtılan görüntüler üzerinden sanal ortamda sanıklara soru yöneltildi.

Mahkemeye, sanıkların yatalak durumda olduğu, mahkeme salonuna getirilmelerinin yaşamlarını tehlikeye atacağına ilişkin raporlar sunulduğu halde, Ali Tahsin ŞAHİNKAYA'’NIN yatarak tedavi görmediği, yani ayakta olduğu anlaşıldı. Raporlar gerçekleri yansıtmıyordu.

Mahkeme, Sanıkların sağlık durumlarıyla ilgili tespitleri yapacak hekim kuruluna, Türk Tabipler Birliği temsilcilerinin katılmasına ilişkin katılanların avukatlarının taleplerini dikkate almadı.

Gözaltında kaybedilen Cemil KIRBAYIR’IN annesi Berfo KIRBAYIR, tekerlekli sandalyeyle salona gelip, adalet istediğini söyledi. Kenan EVREN’İN neden salona getirilmediğini sordu. Salona gelmek Berfo KIRBAYIR’IN sağlını mutlaka olumsuz etkiledi. Bir süre önce yaşamını yitiren Berfo KIRBAYIR adalet istemek için salona gelirken, sanıklar getirtilmedi.

Bu görüntü, adaletin gerçekleşmesini şekilsel unsurlarını oluşturan ve önemli olan yanlarını eksik bıraktı. Biz yıllarca sanık haklarını savunduk, savunmaya da devam ediyoruz. Sanığın savunma hakkı da yaşam hakkı da önemlidir. Yargılananlar cuntacılar da olsa adil yargılanmaları gerektiğini mahkemeye ifade ettik. Ama gördüğümüz şu ki bu gün onlarca sanığın, hükümlünün yaşam hakkı sağlık sebebiyle tehdit altındayken, bazıları yaşamlarını yitirirken, yasaların sağladığı olanaklar kendilerinden esirgenirken ve tedavilerinin uygun hastane koşullarında yapılması engellenirken;        doğruluğundan haklı nedenlerle kuşku duyduğumuz, aralarında tarafsızlık ve güvenilirliklerinden emin olduğumuz hekimlerin bulunmadığı, dahası gerçeğe aykırılı anlaşılan raporlara rağmen sanıkların salona getirilmemiş olmaları adaletin tecellisi bakımından eksiklik oluşturmuştur.

Bunun dışında Mahkeme sunulan taleplerden suç ve sonuçla ilgili olduğunu düşündüğü talepleri yerine getirmekte, yargılamaya etkili görmediğini düşündüğü talepleri reddetmektedir.

Açılan dava darbe yapma suçu sebebiyle açıldığı için suçun delilleri somut ve açıkça ortadadır. Sadece bu yönüyle bakıldığında, Resmi Gazete arşivi tek başına cezalandırma için yeterlidir. Fakat, yargılamanın amacı, gerçeği ortaya çıkartmaktır, sadece cezalandırmak değil. Gerçek, biraz daha karmaşık.  Yargılama sürecinde, darbecilerin yıllarca önceden plan hazırladıkları, darbe ortamını hazırlamak için bazı suçları işledikleri, bazı suç organizasyonlarını kullandıklarına dair önemli deliller ortaya çıktı. Örneğin, Sivas’ta darbe öncesinde Alevi yurttaşlara yönelik katliam istihbaratı olduğu, İl’de  sıkıyönetim uygulanmasına rağmen ( tıpkı 1993 yılında Sivasta Valinin yardım talebine rağmen Askeri birlik gönderilmeyerek, katliama seyirci kalındığı gibi),  katliamın önlenmesi için bir şey yapılmadığı; Çorum olaylarında Subayların çatışmayı büyütmek için taraflara silah dağıttığı; Kahramanmaraş olayları sırasında kışkırtılmış kalabalıkları yönlendirenlerin arasında subayların bulunduğu; olaylar devam ederken zamanın başbakanı Bülent ECEVİT’İN askeri birlik gönderilmesi talebine Genel Kurmay Başkanı darbeci sanık Kenan EVREN’İN olumsuz yanıt verdiği böylece katliamın gerçekleştirilmesini sağladıklarına ilişkin deliller ortaya çıkmış oldu.

   

Hülya Yetişen- Böyle bir davanın açılmasına yargı ve siyasal iktidar neden hem fikir oldu? Bu süreçte neden böyle bir dava açıldı?

Aydın Erdoğan- Darbecilerin yargılanabilmesi için başka örneklerde olduğu gibi koşulların elverişli olması gerekir. Dünyadaki diğer örneklerde olduğu gibi, darbeciler, kendilerine yasal veya fiili zırhlar oluştururlar. Bu zırhlar bazen çabuk, bazen geç parçalanıyor.  Örneğin Arjantin Cuntası Falkland Adaları sebebiyle İngiltere’ye savaş açtı, savaşı kaybedince zırhı parçalandı ve yargılamanın önün açıldı. Yunanistan Cuntası, Kıbrıs’ta Makarios’a karşı askeri darbeyi destekledi, Türkiye Kıbrıs’ı kısmen işgal edince, buna karşı koyamayan Yunanistan cuntası iktidarı bırakmak zorunda  kaldı ve yargılandı. Türkiye’deyse durum daha güçtü. Cuntanın oluşturduğu yasal zırh ancak otuz yıl sonra halk oylamasıyla parçalandı. Asıl önemlisi,  Ordu tarafından oluşturulan, darbe yapmayı hak sayan  fiili zırhın parçalanmasıydı. Bu zırhın dokunulmazlığını kaybetmesinde, Kürdistan’daki savaş da etkili oldu.  Bu zırh  Ergenekon davasıyla birlikte, darbeler ve darbe girişimlerinin yargılanmasına başlanmasıyla parçalandı. Yani güncel darbe girişimleri yargılanmadan mazidekilerin yargılanması mümkün değildi.

Ancak burada bazı şeyleri gözden kaçırmamak gerekiyor. Darbe zırhının parçalanmasında, uluslar arası ilişkiler de önem kazanıyor. Örneğin, Ergenekon Davasıyla başlayan süreçte görülüyor ki sadece iç dinamikler darbe yapmak için yeterli değil. Bunun örneği güncel olarak yaşanan Mısır’daki darbedir. AKP iktidarına karşı hazırlanan darbelerde, dış destek olmadığı için, yapılan bütün hazırlıklara rağmen sonuç elde edilmemiş, bazı girişimlerle sınırlı kalmıştır. Ama 28 Şubat sürecinde, dış destek de sağlanarak örtülü darbe başarıya ulaşmıştır.

AKP İktidarı doğrudan kendisini hedef alan darbeleri yargıya taşımış, böylece 12 Eylül 1980 askeri darbesinin yargılanmasının önü de açılmıştır.

AKP iktidarını hedef alan darbe girişimleri olmasa, 12 Eylül 1980 Cuntası üyeleri hakkında dava açılmayabilirdi. Nitekim, darbecilerin suç ortakları hakkında devam eden soruşturmalarda mesafe alınamıyor. Zamanın işkence ekipleri, tetikçiler, cezaevlerinde işlenen suçlar, infazlar, kayıplarla ilgili suç soruşturmalarında ilerleme kaydedilmemiş olması, aradan geçen üç yıl içinde başkaca bir davanın açılmamış olması, suç ortaklarına  karşı etkili bir soruşturma yapılmaması,  adaletin tecellisinden çok sembolik bir dava görünümü yaratıyor.  Darbe döneminde işlenen suçlara ilişkin  bilgiler, devletin elindedir. AKP iktidarının bu bilgileri gereği yapılmak üzere savcılara teslim etmesi gerekiyor. Ancak böyle bir çalışma  görmüyoruz.

Yine gerçek bir adalet, bu ülkeyi yaşanır bir ülke haline getirmek için Kürdistan’da işlenen binlerce suçun failinin ortaya çıkartılması, yargılanmalarının sağlanması gerekiyor. Ancak bu yönde   etkin bir çaba gösterilmiyor. Açılan bazı davalar da göstermelik kalıyor.  Görüldüğü üzere, devlet ajanları tarafından yurttaşlara karşı işlenen suçların soruşturulmasında etkin soruşturma ve yargılama yapılmaması, cuntacıların yargılandığı davanın önemini gölgeliyor ve sembolik dava görüntüsü veriyor.

Yargı iktidarın tutumuna paralel bir yaklaşımla yargılamaları sürdürüyor. Yargı iktidardan bağımsız bir tutum ve iradeye sahip değil.

Hülya Yetişen- Sanıklar savcılıktaki ifadelerinde “cari” hukukun kendilerine verdiği yetkiye dayanarak böyle bir girişimde bulunduklarını söylüyor. Hukuki bir durum olarak sanıkların bu savunmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aydın Erdoğan- Sanıklar, darbeyi yaparken, Silahlı Kuvvetler İç Hizmet Kanunun 35’ini maddesinde, Ordunun,  “Cumhuriyeti korumak ve kollamak” olarak ifade edilen görevinin kendilerine darbe yapma hak ve yetkisi verdiğini savunuyorlar.  Bu hüküm, darbe yapma hak ve yetkisi vermiyor. Darbe yapma suçu işleme hak ı ve görevinin verildiği bir hukuk düzeninde savunulamaz. Yukarıda ifade ettiğimiz, darbe öncesinde gerçekleşen, Maraş, Sivas ve Çorum olaylarında can güvenliğini sağlama görevini yerine getirmeyen, aksine bu olayları hazırladığı konusunda ciddi kanıtlar bulunan Cunta’nın yasal görevi savunmasına  hukuk düzeni içinde bir değer verilemez. 

Hülya Yetişen-  Davanın cezai bir hükümle veya beraatla sonuçlanması durumlarını dikkate aldığımızda sosyal ve siyasal sonuçları ne olabilir?

Aydın Erdoğan- Sanıklar bu davada cezalandırılacaktır. Cezaları ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıdır. İndirim uygulanması halinde müebbet hapis cezası verilecektir. Bu cezadan 1991 yılında çıkartılan Terörle Mücadele Kanunu'nun geçici maddeleri ne göre, cezaları on yıl veya  (takdiri indirim uygulanması halinde) sekiz yıl hapis cezasına indirilecektir.

Bu yargılamanın sonucu bakımından sanıkların cezalandırılması önemli olmakla beraber, asıl önemli olan, Türkiye’de darbe yapanların yargılanabilmesidir.

Sivil siyasetin gelişip güçlenmesi, olgunlaşması, Batı tipi bir burjuva demokrasisinin gereklerinin yerine getirilmesi  için gerekli bir süreçtir. Bir anlamda   sivil siyasetin rüştünü kanıtlamasıdır. Darbecilere dokunulmazlık sona ermektedir. Bu önemli bir kazanım olarak kayda geçecektir. Pek çok sorun devam etse de bu konuda mesafe alınmış olacaktır. Yargılamayla ilgili tüm eleştirilerimize rağmen  tarih bu sonuçları kayda geçirecektir. Diğer eksikler ikincil planda kalacaktır.  

Hülya Yetişen- Bizim sormayı unuttuğumuz ancak sizin eklemek istediğiniz başkaca bir husus var mı?

 Aydın Erdoğan- Sanıyorum aralarda sorularınızın dışına çıkarak söylemek istediklerimi ifade ettim. Teşekkür ederim.

Hülya Yetişen- Emeğiniz ve bize ayırdığınız zaman  için teşekkürler.

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

RNN News

Kadın

Pazar akşamı gündemle ilgili haberleri okumak için internet başına oturduğumda, bir süre önce hamile kadınların nerede dolaşıp nerede dolaşmayacağı hakkındaki tuhaf fikirleriyle varlığından haberda