ala kurdistan
Ey Reqîb

Hamd Olsun ve Allah’a Şükür-Ahmet Kahraman

Türk kamuoyu, Genelkurmay imalathanesinde gerçeği ve onun diyalektiğine uygun olanları değil, „paşa gönüllerin isteğine uygun“ biçimde“ üretilen haberleri Kürt ve Türk savaşının gidişatı olarak televizyonlarda takip ediyor, gazetelerde okuyor.

Cephedeymiş görünen televizyon muhabirleri de derslerinde ezberlediklerini açık havaya çıkıp oradan bağırıyorlar. Emredilenin dışındaki hakikat, sansürün ölümcül silahı olan yasakla çevrili. İstese de kimse gerçeğin ruhuna yanaşamıyor.

O nedenle dinbazı ve Kemalistiyle herkesin birbirini kandırıp dolandırdığı bir yerde medya kurumları da okur ve dinleyicileri dolandırıyor. Eline mikrofon verilmiş asker kılıklı televizyon muhabirleri, Genelkurmay üretim merkezinden çıkma haberleri cepheden gibi açık havada bağırıyorlar.

Gazeteler sansür sakatı siyasi ve askeri haber ve yorumlara ek olarak, bir zamanlar Kürt katıcı rolüne de büründüğü için kimilerinin “en devrimci artist“ sandığı Kadir İnanır’ın, marş haykırır gibi şarkı söyleyerek dinleyenlerini korkutan Selda Bağcan‘ın palyaço rollerinin aranan aktörü Metin Akpınar ve Mafya‘nın gelini ile Dersim kırımında soyu yok edilmiş Yavuz Bingöl’ün Efrîn işgaline ilişkin dileklerini, Türk ırkçılığında Recep Tayyip’le yarışa çıkan Dersimli Kemal Kılıçdaroğlu’nun pencereye bayrak as isteğini yamıyorlar.

Ama Genelkurmayın, manşette sırıtan savaş bültenlerinin dili rakamsaldır. Cephede ölümün hikayelerine asla yer verilmez, verilemiyor.

Türk Ana, baba, eş, çocuk ve kardeşleri sağ sağlam teslim ettiklerinin tabutta “cendek“ olmasının hikayesi peşinde değiler. Buna gerek de yoktur.

 Çünkü, ölen ölmüş, adına şehit denmiş ama geride kalanlara da ev, hayat boyu akan maaş ve de otobüse bedava binme kartı gelmiştir…

Hamd olsun!..

Türk ana ve babalar Efrîn’den gelen tabutları “Allaha hamd u sena“ ederek karşılıyorlardı.

Çocuk, sen de cebinde bayrağı hazır tut. Bak Recep Tayyip, oğulları, damat ve torunları için değil ama senin için öyle diyor. Ailesinden kimseyi değil, sevdiğinden sana şehitliği uygun buluyor. Hadi ölüme hazır ol. Senin ölümün onların kazancıdır. İnşallah şehit olduğunda cebinde bayrak da hazır olur. O zaman yerinden çıkarılır, üstüne çekilir ve de geride kalan annene, babana dolgunca maaş bağlanır. Bir de ev verilir…

Hamd olsun! Başkaca ne istersin ki…

İnsan kanı akıyor Efrîn’de, baksana. Gencecik insanlar tabuta konup gönderiliyor. Onların ölüsü ile geride kalanlarına maaş, isteyene ev de veriliyor. “Sen de koş, yoksul çocuğu” diyorlar, olmayacak şehitliği özendirip kutsayarak. Bil o zaman gaspçıdan yurt hırsızı, işgalciden günahkar çıkar; şehit değil…

Anne yüreği gasptan öldürülen çocuğunun ardından hamd u senaya oturmaz. Amerikalı anne gibi isyan eder.

Vietnam savaşında oğullarını kaybeden veya tekerlekli sandalyede karşılayanlar Beyaz Saray’a yürümüşlerdi. O başkaldırının rüzgarında Başkan Nixon’ın sahtekarlıkları havaya uçuşmuş, yerinden olmuştu.

Rusya’da bile Çeçenistan savaşı nedeniyle analar Kremlin’e yürü­müştü.

Türk analara bakıyorum; bir tuhaf onlar. Haksız, hukuksuz bir savaşa giden, mazlum bir halkın yurdunu, malını mülkünü işgale çıkanların ölü halleri, Allaha şükür çekme, hamd eylemeyle karşılanıyor. Bu ne tuhaf anneliktir böyle! Kuşlar bile yavrularının yapışması için paralarlar kendilerini…

Ve Efrîn’e gönderilen canlar, tabut içinde birer rakam olarak geri dönüyor. Doğru dürüst adları da yok. Genelkurmay bildirilerinde onlar birer rakamdır.

Gün içinde kaç mezar kazılırsa kazılsın tabutlarda yatanlara ilişkin rakam değişmez, birden fazlası ise yasaktır. Türk ordusunun bir tane ölüsü, iki tane de yaralısı olur her zaman.

Ama son durum bir istisnaydı. Gerçeğe takla attıramadılar herhalde. O gün, “Kutsal Hint ineği“ gibi beslenip bakım gören Recep Tayyip’in bir başka günüydü. Sıcak yaz aylarında nazik ve hazik bedenini serinleterek dinlendirmesi için, inşa edilen 300 odalı saray tamamlanmak üzereydi. Çevre düzenlenmesi ve özel yol için 40 bin ağaçlı bir ormanın kesimi o gün gürültü koparmış, kimileri Marmaris’te orman için yastaydı. Yas haberi de mesela Cumhuriyet gazetesinde…

 O gün, ilk defa “şehit“ sayısı yasak rakamını aştı. Tabutlar yan yana diziliydi.

Kendi kendime dedim ki, Erdoğan’a kurban edilen ağaçlar için yürüyen Türk halkından üç-beş tane anne de “çocuklarımızı öldürtme“ diye yollara çıkacak diye bekledim. Ama nerede?

Hamd olsun diyordu yine. Anne babaların ellerine maaş çeki, bedava otobüse binme kartları verildikçe hamd ediliyordu.

Üstelik bu nasıl iş böyle? İşgalcilerin ‘şehit’ ilan edilmesi nerede görülmüştür? Masumu, mazlumu evinde, işinde basmak, yurdunu işgal edip talandan geçirmek…

Soygun, hırsızlık yaparken vurulmak…

IŞİD dini bir tuhaf oldu. IŞİD tipi şehitlik de…

 

ozgur politika

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.

Rojname Kurdish News