ala kurdistan
Ey Reqîb

İmralı Görüşmeleri; Geri Dönülemez Süreç - Nizamettin Taş

 

2013 yılına, İmralı’da yapıldığı öne sürülen görüşmelerin damgasını vuracağı anlaşılmaktadır.

Oslo sürecinden sonra başlayan kanlı çatışmalardan dolayı, her iki tarafında görüşmelere daha ihtiyatlı yaklaştığı görülmektedir.

Tam da görüşmelerden sonuç alındığına inanıldığı bir dönemde, Silvan’da gerçekleştirilen eylemin, olumlu yönde evirildiğine inanılan sürecin bir anda nasıl tepe takla edildiğine tanık olan çevrelerin yoğurdu üfleyerek yemesinde şaşılacak bir durum yoktur.

Esasen çözüm süreçlerinin pamuk ipliğine bağlı olduğunu ilgili tüm çevreler bilmektedir.

Kuşku yok ki İmralı’da yürütülmekte olan görüşmelerin belli bir neticeye varma şansı, Oslo sürecinden daha yüksek görünmektedir. Fakat bu tespit, Kürt probleminin çözümünü sabote etmek isteyen güçlerin sahip olduğu potansiyelin kesinlikle hafife alındığı anlamına gelmemektedir.

Kürt sorunu; gelinen yeni aşamada, artık karar alıcı devletlerden ve Türkiye, Irak, Suriye ve özellikle de İran ile yaşanan ilişki ve çelişkiden ayrı ele alınamayacak düzeyde karmaşık hale gelmiştir.

Ortadoğu’da başlayan Arap baharı ve bu temelde meydana gelen gelişmeler bir taraftan mevcut statükoyu parçalayarak ivme kazanırken diğer yandan tüm okların giderek İran İslam cumhuriyetine ve onun müttefiklerine çevrildiğine tanık olmaktayız. Kürdistan ve bu arada Filistin sorununun çözümünü bu denklemin içine oturtmayan hiç stratejinin başarıya ulaşma şansı yoktur.

Arap baharı ve bu eksende meydana gelen gelişmelerin esas itibariyle İran İslam cumhuriyetini hedeflediğine dair hiçbir tarafın kuşkusu yoktur. İran bu nihai hesaplaşmayı kendi topraklarında değil, müttefikleri vasıtasıyla Filistin, Lübnan, Suriye, Irak, Kürdistan ve Şia nüfusunun yoğun bulunduğu ülkelerde sürdürmektedir. Mevcut durumda Suriye bağlamında sürdürülen bu kapışmanın önümüzdeki dönemde daha çok Irak ve Kürdistan zeminine taşırılacağını gösteren tüm veriler mevcuttur. Maliki’nin Kerkük çevresine güç yığması bu stratejinin bir parçasıdır ve önümüzdeki dönemde kendisine dönük tehditler arttıkça İran devletinin kendisini savunmak amacıyla buna benzer çatışma potansiyelinin bulunduğu her noktadan harekete geçeceğini rahatlıkla belirtebiliriz.

Şu gerçeğin bir kez daha bilinmesinde yarar görüyoruz. Gerilla güçlerinin üslendiği coğrafya ve buna mahkum edilen ilişki ve lojistik destekten dolayı İran devletinin diğer tüm güç odaklarından daha fazla Kürt sorununun çözüm sürecini sabote etme imkan ve kabiliyeti vardır. İran devleti, şayet çözüm sürecini boşa çıkarmayı amaçlıyorsa, hala çok geniş manevra sahalarına sahiptir ve ne yazık ki bunu kendi gücüne dayanarak değil, Kürt tarafının zaaflarına yüklenerek gerçekleştirmeye çalışacaktır.

İmralı’da başlayan görüşmeleri sadece İran devletinin sabote edebileceğini, bu konuda diğer devletlerin ve Türkiye’de çözümden rahatsız olan güç odaklarının herhangi bir rollerinin olamayacağını var saymak doğru bir yaklaşım değildir. Bu konuda Türk derin devleti ve bölgesel bağlantılarının sahip olduğu manevra alanlarının oldukça geriletildiği ve geçmişe göre ellerinde bulunan silahları önemli ölçüde yitirdikleri tartışılmaz bir gerçektir. Fakat bundan hareketle çözümü sabote etmek isteyen güçlerin artık bir daha buna kalkışmaya cesaret edemeyeceği ve süreci eli kolu bağlı bir şekilde seyretmeye devam edeceğini sanmak kadar yanılgılı düşünce olamaz. Dışarıdan olduğu gibi içerden de çözüm sürecini sabote etmek isteyen tüm güç odaklarının her cepheden harekete geçeceğini ve bu konuda hala ellerinde kullanabilecekleri pek çok enstrümanın bulunduğunu tahmin etmek için fazla tecrübe ve bilgi birikimine ihtiyaç yoktur.

Lakin, Kürt sorununun çözümünü sabote etmek isteyen odakların müdahale gücü hangi düzeyde olursa olsun, tüm bu girişimleri boşa çıkaracak koşullar geçmişe göre daha elverişlidir, ancak bunun için öncelikle her iki tarafın gerçekten kararlı ve iradeli bir duruş sergilemesine ihtiyaç vardır.

***

Kürt sorununun çözümü konusunda hükümetin olduğu kadar Kürt tarafı ve bu arada PKK’ye daha sorumlu bir davranış düşmektedir.

Gelinen aşamada, şüphesiz, Kürt problemini PKK sorununa indirgemek ne kadar yanlışsa, her iki sorunu hükümetin idea ettiği gibi birbirinden bağımsız bir şekilde çözüme kavuşturmanın da imkanı yoktur. Sorun önemli oranda iç içe geçmiş bulunmaktadır ve bir plan dahilinde çözüme kavuşturulmasını zorunlu kılmaktadır.

İsmine ne konulursa konulsun hükümetin İmralı görüşmelerine daha çok PKK’yı silahsızlandırmak amacıyla yaklaştığı görülmektedir. Bunun doğru bir yaklaşım olmadığını ve işi yokuşa sürmekten başka bir sonuca yol açmayacağını geçmiş pratikten zaten biliyoruz.

Hükümetin bu yaklaşımından doğal olarak Kürt tarafı derin endişe duymaktadır. İşin doğrusunu isterseniz mevcut durumda İmralı’da sürdürülen görüşmelerin ağırlıklı olarak Kürt sorununu değil, daha çok gerillayı silahtan arındırmayı içerdiğini görmekteyiz. Nitekim hükümetin bu yaklaşımından dolayı, İmralı’da sürdürülen görüşmeler konusunda kaygılarını dile getiren kervana bizzat PKK yöneticilerinin de katıldığına tanık olmaktayız.

Şüphesiz onların itirazı görüşmelerin yapılmasına değil, yürütülüş biçiminden kaynaklanmaktadır. Oslo görüşmelerinde aktif bir taraf olarak rol oynayan PKK’nın şimdilik bu sürecin dışında tutulduğu anlaşılmaktadır. PKK görüşmelerden değil, önceliğin silahsızlandırılmaya verilmesinden rahatsızlık duymaktadır ve bunu geriye atılmış bir adım saymaktadır. Çünkü basına yansıyan mutabakat metninden, Oslo’da sürdürülen görüşmelerden, sadece gerillanın silah bırakması değil, aynı zamanda Kürt sorununun çözümüne dönük bir takım taleplerde bulunulduğunu öğrenmekteyiz. Oysa İmralı’da sürdürülen görüşmelerden, en azından devletin sadece gerillanın silah bırakmasına odaklandığı görülmektedir. Görüşmelerden sadece silah bırakılmasının hedeflenmesi, ismine ne konulursa konulsun bunun PKK’nın tasfiye edilmesinden başka bir anlam taşımayacağı açıktır. Türk devletinin soruna bu temelde yaklaşması Kürt çevrelerinde ve bu arada PKK bünyesinde haklı olarak kaygılara yol açmaktadır. Devletin en az bir kanadı da görüşmelerden bir sonuç alınmazsa dahi, PKK güçlerinde bir çatlama ve lideri ile arasına bir mesafe koymayı hedeflemektedir.

Fakat çok ilginç bir tarzda bu yaklaşıma sadece devletin bir kanadının değil, aynı zamanda Kürt cephesinden de hatırı sayılır bir kesimin hizmet edecek biçimde konumlandığına tanık olmaktayız. Bu tarz yaklaşımdan sonuç almak mümkün değildir ve ayrıca doğru da değildir.

Devletin yaklaşımı konusunda kaygılarını dile getiren çevrelerin, Kürt sorununu gerçekten çözmek istiyorlarsa, işe PKK içerisinde ikilik yaratarak değil, tam tersine görüşmelerin sadece İmralı ile sınırlı tutulmaması ve buna başta PKK ve BDP olmak üzere tüm Kürt parti ve sivil toplum kuruluşlarının katılmasını teşvik etmek olmalıdır.

İmralı’da görüşmelerin yeniden başlamasıyla artık geri dönülemez bir sürece girilmiştir. Kürt tarafı bu konuda duyduğu kaygıları bertaraf etmek ve çözümü gerçek anlamda başarmak istiyorsa birlik içerisinde hareket etmek zorundadır. PKK yönetimi nasıl görüşmelerin dışında tutulduğu için haklı olarak kaygılarını dile getiriyorsa, aynı hakkaniyet ölçülerini diğer parti ve gruplar ve özellikle de ayrılanlar konusunda göstermelidir. Bu sürece sadece PKK değil, tüm Kürt örgüt ve kuruluşları dahil edilirse, hem oynanmasından korkulan planları daha rahat boşa çıkarmak mümkündür ve hem de eli güçlenen Kürt tarafının başarı şansı yükselecektir.

Kürt tarafının dile getirilen kaygılardan dolayı PKK ve liderini karşı karşıya getirme yaklaşımları ne kadar yanlışsa, bu görüşmeleri ihanet olarak değerlendiren kesimlerin dahi kendilerini bu sürecin dışında görmeleri bir o kadar tehlikelidir. Duyduğu kaygıyı gidermenin en iyi yöntemi sürecin dışında kalmak değil, çözüme katkı sunmaktır.

Şüphesiz Kürtlerin birlik halinde davranması için en başta PKK yönetimine görev düşmektedir. Eski alışkanlıklarla yine diğer görüş ve yaklaşımlara peşin hükümlü davranılmaktan ve ucuz ithamlarla kendisinden olmayan herkesi düşman, hain gibi sıfatlarla suçlamaktan vazgeçmek zorundadır. Otuz yıldır savaşılan devlet ile barışmayı içine sindiren bir hareketin haksız ve dayanaktan yoksun bir şekilde, sırf kendisinden ayrıldığı veya düşüncesine katılmadığı için ihanetle suçlanmasını vicdan sahibi hiçbir Kürdün artık kabul etmesi mümkün değildir. PKK artık eski yaklaşım ve üslubunu terk etmek zorundadır. Kürt aydınlarının, siyaset ve sivil toplum kuruluşlarının bu konuda artık ağırlıklarını ortaya koymalarının ve sesini yükseltmelerinin zamanı gelmiştir. Kürtler kendi içerisinde iç barışını sağlamadan ve güç birliğine gitmeden sorunun çözümünde istenilen başarıyı sağlayamayacağını kanıtlamak için daha hangi bedelin ödenmesine ihtiyaç vardır.

PKK’nın dönemin ruhuna ve lafzına uygun bir davranış geliştirmesi sadece sorunun çözümüne katkı sunmayacak, aynı zamanda görüşmeler sürecinde Kürt tarafının elini kesinlikle güçlendirecektir.

9 Ocak 2013

(pwdnerin.com)

 

Yorumlar

yurtsever kurd halkinin sizden  istegi budur umarim  partide buna olumlu cevap verir seni o kadar emegin var o kadar bedel odediniz ve yoneticilik yaptiniz bir ara zigiye ters dusmenize hic kimse anlam veremedi ama yine bazi yanlisliklarda gerid donme cok olumlu bir gelismdedir o surecler  deprem gibiydi ama gecti gitti,saygilar

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

RNN News