ala kurdistan
Ey Reqîb

Kürt Milliyetçiliği-Ahmet Kahraman

Milliyetçilik, sağ ve sol terimleri gibi Fransa devrimi sonrasında öne çıkmış olgudur. Aynı dili konuşan, benzer soydan insanların bir ve beraber olmasını ön gören bu kavram, Napolyon savaşlarıyla dünyaya yayıldı. Sınırlar, muhkemce çizildi.

Kürtler, 1800’lerde milliyetçilik akımı gelişirken, sanıldığı gibi uykuda değildi. Onlar, Osmanlı’dan ayrışan Balkan ülkeleri ve Araplardan önce ayaktaydı. Ancak, değişik etkenlerden ötürü, tarihin geç kalmış halklarına katıldılar. 

Bu arada, pek çok kavram, görüş ve tutum gibi Milliyetçilik de, kimilerinin elinde insanlığın felaketine dönüştü. Amerika’yı istila eden Avrupalılardan sonra, başka türlü göçmen olan Türkler soykırımlar yaptılar. Alman Naziler de, Türkleri taklit ettiler.

Milliyetçilik, Kürtler arasında da gelişti. Ancak Kürt milliyetçiliği, onca zulme rağmen, asla ırkçılığa dönüşmedi. Napolyon istilasına uğrayan Ruslar, Latinlere başkaldıran güney Amerikalı Simon Bolivar hareketi, Britanyalıları ülkelerinden kovmak için ayaklanan Çiniler, Hintliler gibi yurtseverliğin tepkisi, hayatına kastedilmiş, özgülüğü gasp edilmiş, ülkesi çalınmış kardeşlerin dayanışması olarak kaldı, Kürt milliyetçiliği.

Oysa, günümüz dünyasının başlıca yaralı halkıdır, Kürtler. Zulmün mağduru…

Onlar hala, esir de değil, itaatkar kalmak için, ana yurtlarında rehinedirler. Irkçılığın kirli, kanlı postalı altında eziliyor, talana uğruyor, diri diri yakılıyorlar. Ülkelerinin adı da yasak…

Kürt milliyetçiliği, ırkçılığa savrulmadı. İnsani damarlarını besleyip yaşatarak, mazlum ve masum kardeşlerin dayanışması olarak, Türk ırkçılığına direniyorlar.

Ama tarihin geç kalmış halkı olarak…

Geç kalmanın bir değil, birçok nedeni vardır. Din unsuru, başlıca faktörlerden biriydi. Osmanlı, bütün gücünü kullanıp, satın aldığı Kürtleri de öne sürerek, Hilafetin kutsallığını parlattı. Kürtleri, Hıristiyan (özellikle Ermeni) korkusuyla kendine bağladı.

Kürtleri Hilafetle Osmanlı’ya yamamaya, kopmaz parçası haline getirmeye çalıştılar.  

Nakşibendiliğin Mevlana Halid (Halidiler) koluna mensup Kürt din adamları (Şeyh Ubeydullah ve Şeyh Said) bağımsızlık için Hilafet tabusunu kırmaya büyük enerji harcadılar.

Birinci Dünya savaşını tetikleyen Osmanlı dağılırken bile, Kürt önder kadroları hala "Osmanlı mandasına devam" ile ayrılma ikilemi arasında bocalıyordu. Şeyh Said, yola çıkarken, "tek müştereğimiz Hilafetti, o da kalmadı" diyordu.

Ama bu sözü, bazı çevrelerde nafile kalıyordu.

Yaklaşık 60 yıl sonra, daha modern yenilikle ortaya çıkan PKK hareketinin proğramı, kurtarılmış vatanda yaşayan herkes ve her kesime ırkçı ayırımdan ari, özgür bir hayat vaaddediyordu.

Hareketin önderi Abdullah Öcalan’ın, "ilkel (vahşi) milliyetçilik" dediği hal ve durum bu temel ilkeden sapma tehlikesiydi.

Ama asla, böyle bir durum yaşanmadı.

Çünkü Kürt toplumu türedi, sonradan görme değildi. Toplumsal yapının mayası, temel harcı sağlamdı.

Hareket ve ona katkıyı tek bir sınıf, kat ya da katmanın davasını yürütmüyordu. Mücadeleyi bir sınıf ya da kesime mal etmek imkansız, dahası haksızlıktı. Dava ulusal (milli) idi. Herkes ve kesim kendince bir tarafından tutuyor, kimi malı, kimileri de canıyla katkı sunuyordu, "namus günü" diyerek…

Milli hareket ve desteği bir sınıf ya da kesime mal etmek imkansız olduğu kadar, haksızlıktı.

Öte yandan Kürtler, düşmanlarına insan olmayı öğretiyorlardı, bir yandan da…

En çok da Türk Faşizmi, rahatsız. Kürtler insanlıklarıyla "kötü örnek" oluyor diye Ortadoğu’nun gezgin kiralık katillerinden ordu oluşturmuş, başlarına üşüşüyorlar.

Efrîn kuşatma altında. Çocuklar ve ihtiyarların tepesine tanklar, toplarla füze yağdırıyor, cinayetler işliyorlar.

Efrîn Kantonu Eşbaşkanı Hevi Mustafa, barbarların saldırısına karşı yardım çağrısı yapıyordu.

Öte yandan eli, kolu, ağzı da bağlı Selahaddin Demirtaş, zindanda bile zalimin saldırısı altındaydı.

Kürtlerin kadim sözüyle, "namus gününde” Efrîn’in "hewar” sesine ses vermek, ulusal onur gereğiydi.

Selahaddin’e, iki satırlık kartla salam göndererek sahip çıkmak ise kurt bakışlı ırkçıya "tu senin yüzüne” demekti. 

yeni ozgur politika

Yorumlar

Bugün'ileri dünyada "milliyetçilik" kavrami negatif bir algiya sahip. Hakim yönetim medyalari bazen bunu ulusal haklarini talep eden ve bu ugurda mücadele eden halklar  için (Bask milliyetçileri, Korsika milliyetçileri gibi) kullaniyorlar. Fakat ne o hareketler kendilerine böyle bir kavrami yakistiriyorlar nede gerçekten milliyetçi vie irkçi partiler kendilerine "milliyetçi" diyorlar. Bunlar daha çok "milli" terimini kullaniyorlar. çünkü "milliyetçiyim demek" yasal olarak olmasa bile toplumsal anlayista suç niteligindedir.

Milliyetçilik de irkçilik gibi bir ulusun digerlerinden üstün oldugu mitine dayanir. Türk milliyetçiliginde bu "Bir Türk Dünyaya bedeldir", "Ne mutlu Türküm diyene" vecizeleri ile ifade edilir.

Peki Kürtlerde milliyetçilik varmi ? Bence Kürtlerde milliyetçilikten henüz söz edilemez. çünkü hala kürtlerin önemli bir kesimi kürt olmayi ikinci sinif insan olmayla bir tutuyor ve kürlügünü inkar edenlerin bugün bile sayilari hiçde azimsanmiyacak orandadir. Kürtlerde olsa olsa olsa milli uyanis, mili bilinçten bahsediebilinir ama "Kürt milliyetçiligi" nden bahsetmek biraz zor. Bence "Ilkel-modern milliyetçilik" yada "Ezen ulus-ezilen ulus milliyetçiligi" gibi kavramlar yanlistir. Yurtseverlik ile milliyetçiligi birbirinden ayirmak lazim.

 

 

 

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Rojname Kurdish News