ala kurdistan
Ey Reqîb

Sevgili Şilan,-Mahir Harran

Sevgili Şilan,

İnsan hayatında kelimelerin kifayetsiz kaldığı anlar vardır. Boğazında düğümlenir cümleler. Böylesi durumlarda bile yine de konuşmak, konuşmaya çalışmak, söz söylemek; söze, sözün özünü bulduğu kelimeye ihanet etmektir. Söz kadar kıymetli insanlık hazinesine yüzeysel yaklaşmak, arıların dağlarda, kırlarda, ormanlarda binbir emekle topladığı balın üzerine bir kazan sunni şeker şerbetini dökmek, bir tas ağu zehirini serpmek kadar sahtecedir.

Arıların topladığı bal kadar temiz olan senle Metin’in hikayesini, en acılı günlerinde sunni şekerle bozmak istemedim. Bir tas ağunun ya da zakkum ağacının zehrini boşaltmak gibi bozmak istemedim. Onun için seninle konuşmadım, konuşamadım.

Yarımdı herşey.
Ülkemiz parçalanmıştı yüzyıllar önce ikiye bölünmüştü. Yüzyıl öncede dörde böldüler. Parçalanmıştı tüm hayatlarımız.

Aramıza tel örğüler çektiler, mayınlar döşediler. Kapkaranlık gecelerde kaçak kavuşmalarımızı görmek, deşifre etmek için iz tarlaları yaptılar. Nöbetçi kulelerini her 100 metrede bir kurdular. Kuzey ile Güney birbirini görmesin diye roboski misali herğün bombaladılar. Tamda böylesi zülmün katmerli olduğu bir zamanda, Fıratın kıyısında bir çocuk gelir dünyaya. Adını, senin köyünün eteklerinde kurulduğu dağın adı olan “Metin” koyarlar.

Fıratın kıyısından, ördeklerin yüzdüğü Habur’a selam verircesine Metin koydular adını. Eskiden şaman dininden olan erkek çocuklara isim koymazlardı. Bu çocuk büyüyüp bir kahramanlık yapınca, yaptığı kahramanlığa özdeş bir isim bulurlardı. Ama bizim çocuğa kahramanlık destanı dolu bir dağın ismini koydular.

Bir insan ancak bu kadar ismine layık yaşayabilir, Metin gibi Metina kadar büyüyebilirdi. Ama dedim ya hayatlarımız yarımdı, Metin de bir o kadar yarımdı. Ailesi hiç zafer görmemişlerin safında yer aldı. Esmerliğini Mezopotamyanın güneşinden almış sömürge ülkenin çocuklarından yana durmuşlardı.

Başladı işte burada tüm kahramanlıklar, hasretlikler, mahpusluklar. Üstüne,adamı kahreden fukaralık belası da eklenince katmer katmer büyüdü acılar. Bir düzine kardeşten iki abisini yanyana görememezliğin acı vebali.

İşkence, zülüm, sürgün hayatlarının parçası olmuştu. Ama düşman çatlatan o dik duruş, gidenlerin peşini bir an bile bırakmayışları hatıralarda kalan en güzel yanımızdı. Tüm bunlara rağmen, şimdiki çocukların buğünkü tüm imkanlarına rağmen güzel bir çocukluk yaşadı. En zor dönemlerde bile gülmesini bilirdi ya Metin, işte o çocukluğundan miras kalmıştı ona. Onun için hep çocuk kalabildi. Ama abiler, halalar dağlarda, zindanlardaydılar. Birden evin erkeği, kocaman adamı oluverdi. Antep’te işçiydi ergen yaşında, iki yakası biraraya gelmedi yoksuluktan. Gençliğini en iyisi hiç anlatmayayım.19 unda sadaka niyetine verdi inandığı davasına. Çocukluğu yarımdı demiştim ya, gençliği yarım kadar bile olmadı.

Elde silah dağlardan kentlere aktığında esir olarak zindanlara düşmüştü. Sadaka diye verdiği gençliğinden zekat alınır mı bilmem ama Metin, zayıf bedeninden, bünyesinden, ilik ve kemiklerinden zekatlar vermeyide eksik etmedi. Açlık grevleri,direniş ve sürgünler yaşadı. Ama yarımdı hayatı, hayalleri. Fiziği ve yüreği yarımdı. Zindanlarla yetinmedi. Aklı, yüreği dağlardaydı. Zindandan çıkar çıkmaz tekrar koştu dağlara. Dağdan mahpustakileri özledi. Çünkü yarısını oralarda bırakmıştı. Harran’ın buhurunun alazından başladığı maratonda, ilk nefesini sende alıncaya kadar yarımdı. Yarım kalan hayatını seninle tamamlamaya koşmuştu. Kuzey ile güneyi birleştirmişti seninle. Kadın ile erkeği. Ama ondan çok, hep çocuk kalmış o koca adamın anacan sevginin eksikliğini sende bulması, tamamlamasıydı.

Sevgili Şilan,

Sende metina dağının eteğinde Yekmal köyünün mezrası kanireşke de, (yarım yerinden öperek söylüyorum) yarım geldin dünyaya. Kuzeyle arasına set çekilmiş Metinanın kuzeyinde açtın gözlerini. Kuzeyi olmayan güney gibi yarımdın sende. O küçük yaşına kaç uçak saldırısı sığdırdın bilinmez. Sizin köyün elma ağacının altında saklanırken hava saldırılarından, yanıbaşında Halepçede çocuklar elma kokulu kimyasal silahların gazlarıyla can veriyorlardı. Can havliyle kuzey sınırını aşıp Çukurca sere sewe de mülteci olduğunda, kürdlüğün bilenmiş, bir kavga kadını oluvermiştin. Sadamın yıktığı evlerinizi tekrar yaparken, çamurlu elerinle alnındaki teri silmeye çalışırken, alnına sürdüğün toprak değil vatandı.

Bu vatanın iki yakasını bir araya getirmeye çalışan savaşçılarınıza karşı Türk ordusu 120 bin asker ve tüm devlet imkanlarıyla saldırdığında, bu operasyona karşı hasta, gazi, yaralı, ihtiyar ve çocuklarla beraber toplam 1700 kişiydik. Sömürgeci türk ordusu kuzey sınırını geçip sizin köyde operasyonun komutasını kurunca 300 kişiyle oraya yönelmiştik. Köyü terkedin diye gizliden haber gönderdik ve köy boşalmıştı. Sadece senin babanın aklına yatmamıştı oraya saldıracağımızın. Köye giren ilk kol bizimkisiydi. Yüzükoyun evde uzanarak iki ateş arasında kalmıştınız. Sizi evden çıkarıp güvenli alana çıkardığımızda titreyen ve korkudan yürüyemeyen kızkardeşini katıra bindirmişti baban. Sen ise tüm aileye sahip çıkarak daha metanetliydin. Amediyede şelalenin altında o barakada hayata tutunmaya çalıştığınızdan iki yıl sonra kardeş kavgası başlamıştı. Yine iki ateş arasında, vızır vızır uçuşan mermi ve roketler arasında kaçıp Merina’ya, ordan da Duhoka gelmiştiniz.

Bu arada metin zindandan çıkıp dağa, ordan duhoka gelmişti. O katırın sırtında, korkudan tir tir titreyen kardeşini yıllar sonra ilk gördüğümde asaletine vurulmuştum. Düğünümüzde Metin ise sana vurulmuştu. Beraber büyüdük onunla. Onlarda pişen yemek metinin eliyle bize gelir, bende onlara götürürdüm. Yolda karşılaştığımız çok zaman olurdu ve metin bizim yemeğin bende onların yemeğinin tadına bakar öyle götürürdük. Cocukluğumuzda aynı kıza aşık olmayıda marifet saydık. Beraber yasaklı dergiler okur, palavralarımıza eğitim derdik. Beraber katılmıştık kavgaya. Ama ayrı kulvarlardaydık hep. Bunca beraberlikten sonra güneyde senle jimanım sayesinde bacanak da olmuştuk.

Sana aşıktı.
Zindandan edindiği sabırla ilmik ilmik emek ve sevgiyle dokumuştu ilişkisini. Seni kendisine aşık etirmişti. Saatlerce kardeşinle konuştuğunda, metini anlatırdın.
“Bu dünyada Metin’den başka kiminle evlenseydim, bu kadar mutlu olmazdım” diyordun. PKK ile PDK arasında basına yansıyan sürtüşme yaşandığında beni arardı. Çocuklarımızın amca ve halaları gerilla, dayı ve teyzeleri peşmergedir. Alah korusun bunlar birbiriyle savaşırsa biz kime sevinip kime ağlayacağız diyordu.

Sevgili Şilan,
tesadüflere inanmıyorum ben. Bu kadar imkansız olan olaylar yanyana geldiğinde tesadüften öte mucize gibi geliyor bana. Yarım olan parçaları birleştirme göreviydi bizimkisi. Metin kendi payına düşeni yaptı. O gelip seni buldu. O sana aşık oldu, O seni kendine aşık etirdi. Mükemel bir çift oldunuz. Bu mükemmel beraberlikten birbirinden güzel meyvalarınız oldu.

Son gelişinizde jimana söylemişsin ” Mahir benim çocuklarımı nasıl bu kadar sevebiliyor, kokluyor” diye minetdarlığını göstermişsin. Jiman bana bunu söylediğinde ayağa kalkmıştım. ” Senle Şilan hayatımıza sonradan girdiniz. Ben onun çocuklarını bağrıma basarken “metinimin” kokusu onlardan geliyor” demiştim. Keşke sen kardeşine değilde bana sorsaydın. Benim cevabımı Metin’e söylerdin. Kimbilir belki söylemişsindir. Metin’in o cimri! haliyle bana kendi zevkine göre alıp seninle gönderdiği çok sevdiğim gömleklerine teşekkürüm olurdu.

Sevgili Şilan, güzel Şilan, Metin’in Şilan’ı..
O yapılması gereken ne varsa fazlasıyla yaptı. Aşkın en temizini bedelini ziyadesiyle ödeyerek verdi. Welat diye bir ülke bıraktı sana. Ülke ve aşkınız yaşasın diye Yaşar’ı verdi sana. Kıymetini bilesin diye bu kadarı yeter diyede Bese’yi bıraktı. Kelebek kadar kısa ömrüne herşeyi sığdırıp gitti.

Yarım kalan hiçbirşeyin kalmadı onu özlemekten başka. Erken gitti diye sitem etme. O çamur deryasında bile iyi giyinirdi. Kan deryasında gülmesini bilen az insandan biriydi. Düşman ona işkence ederken bile komik bir şey bulup ortamı kahkahaya boğardı. Ama hep erken giderdi. Onun huyuydu en güzel yerinde bırakıp gitmek. Zaten bir devrimciye yakışanda, ayakkabın ayağında, ayaktayken ölmekti. O hepimizden fazla devrimciydi. Hepimiz belki kısa bir süre ya da uzun yıllar sonra öleceğiz. Hasta yataklarımızda, kirlenerek, kirleterek, acı çekerek…
Ama o hep 46 yaşında kalacak.

Hep yakışıklı kalacak. Şimdi yıldızlar ülkesinden sana ve çocuklarına bakıyor. Senin bu bayrağı en iyi şekilde taşıyacağından emin. Şilan benim şansım derken bunu demek istedi. Senden gayri hiç kimse bu kadar Metine layık olamayacağını biliyordu. Bese’nin saçları hep güzel kalsın dedi.

Yaşar şunu bilsin ki, en zor zamanında babası ona yardım edecektir, hiç korkmasın diyor. Welat, muhteşem bir adam diyor. Sana iyi bir evlat ve kardeşlerine harika bir abi olacağından emin. Yıldızlar ülkesinden bu mektubu size gönderdi. Bunları söylememi istedi.

 

Mahir HARRAN.

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Rojname Kurdish News