ala kurdistan
Ey Reqîb

Zozan Kurdish Shop

Türkçe Dışında Diğer Dillere Karşı 140 Yıldır Savaş Var-Ahmet Önal

 Başta Kürd Aydını Hacı Qadirî Koyî ve sonra da onun öğrencisi olan Mîr Celadet Ali Bedirhan, sıklıkla “Kürd diline karşı bir savaşın sürdürülüyor” olduğundan bahis ederek; “Bu dil savaşında başarılı olabilmenin tek yolunun Kürdçe konuşmak ve yazmak olduğunu!” dillendirirler. Hatta Hacı Oadirî Koyî bir şiirinde; “Kürdçe konuşmayan Kürd’ün, anne ve babası zina etmemiş olsa da, kendisinin pîç ve çürük” olduğunu dillendirir. Çünkü onlar birer Kürd aydını, Kürd şairi, Kürd Milliyetçisi ve Kürdçenin dil bilimcileri olarak, verilen savaşın neyi hedeflediğini önceden görmüş ve yaşamışlardı. Bu nedenle uyarı ihtiyacı kendilerinde hasıl olmuştu. 

Biliyoruz ki, ‘Dil bilmek, kendini bilmektir!’ “İnsanlığı tanımak diller ile mümkündür!”, “Her dil bir insandır!” vecizesi pratikte de karşılık bulmuşken, Namık Kemal ile başlayan Türk dili ve edebiyatını geliştirme eğilimine en çirkin bir tutum ile diller arası savaşı en kirli şekilde tetikleyerek sahneye çıkıyordu. Dilleri yok etmeyi hedefleyen asla ve asla insani değildir ve olamaz! Ancak Türk edebiyatı bu minval üzerinde ilerliyor, ilişikte bulunduğu dışındaki dilleri “düşman” belleyerek kibirli bir refleksle varlık göstermeye çalışan bir hat izliyordu.

“Elimizde gelse, memleketimizde mevcut olan lisanların Turkçe’den maada keffesini mahfetmeye çalışmak iktiza ederken, Arnavutlara, Lazlara, Kürdlere birer elifba tayini ile ellerine şikak için bir silah-i manevi mi teslim edelim?
Lisan bir kavmin diğerine inkılabını men için belki diyanetten bile daha metin bir seddir?”(Namık Kemal, 30.Ağustos 1878, Hususi Mektuplar, Cilt II, Ankara, 1969, s.231)

“Dil bir topluluğun diğerine karşı koyması için dinden de daha etkin ve etkili bir mevzidir.” diyen Namık Kemal’in Türkçe dışındaki dillere düşmanlığı bu mektupta da anlaşıldığı gibi nefret düzeyinde seyreder. Ancak Lazlar ve Kürdler bu kini göremedi… Bugün bile... Bu, Türk dili dışındaki dillere düşmanlık dillendiren sadece Namık Kemal de değildir. Yanı sıra Ömer Seyfettin de aynı düşünceleri savunmaktaydı. 

Tabi ilk Türkçülerden ilk Türkçe Ansiklopediyi hazırlayan ve Türkçü ideolojinin duayeni olan ve kendisi Arnavut olan Şemsettin Samî’nin, 1889-1898 yıllarında hazırladığı “Kamus’ul Alâm” kitabını incelediğimizde; 1910’lardan sonra inkar ettikleri Kürd, Ermeni, Pontus, Suryani, Laz halklarının yerleşim yerlerinin isimlerini, nüfus durumunu, bu halkların tarihte ikamet ettikleri yurtlarını esas olarak doğru verdiğini de görürüz.

Misal olarak o tarihte;

“Kürdistan, Ürmiye ve Wan göllerinin kıyılarından Kerxe (Kerhe) ve Diyale ırmaklarının kaynaklarına ve Dicle'nin akış yatağına dek uzayıp, kuzeybatıya doğru sınırları Dicle'nin akış yatağını izleyerek, Fırat' i oluşturan Karasu yatağına ve oradan kuzeye doğru, Aras havzasını Fırat ve Dicle havzasından ayıran su ayrımı çizgisine kadar ulaşır. 

Bu itibarla, Osmanlı imparatorluğunda, Musul ilinin büyük bölümü, yani Dicle'nin solunda bulunan yerleri ve Wan ve Bıtlis illeriyle Diyarbekir ve Mamuretülaziz ilinin birer parçası ve Dersim sancağı Kürdistan'dan sayılır. İran'da da Kürdistan adıyla bilinen eyaletle Azerbaycan eyaletinin yarısı, yani güneybatı bölümü, Kürdistan'dır.

Böylece Kürdistan, kuzeydoğu yönünden Azerbaycan, doğudan Acem Irakı, güneyden Loristan ve Arap Irak’ı, güneybatı yönünden Cezire, kuzeybatı yönünden de Anatoli ile sınırlıdır. Bu sınırlar içinde, 34 ile 39. Kuzey enlemleri ve 37 ile 46. doğu boylamları arasında uzayıp, büyük bir üçgen, ve daha doğrusu, sivri tarafı kuzeybatıya doğru dönmüş olan bir armut biçimini gösterir. Fırat'ı oluşturan Karasu ile Murad çayının birleştiği yerde olan en kuzeybatı noktasından Loristan sınırlarına dek olan en büyük uzunluğu yaklaşık olarak 900 kilometre ve genişliği 100 ile 200 kilometre arasındadır. 

Kürdistan'ın ayırıcı ve belirleyici niteliği halkının soyu olduğu halde, Kürdler yalnız bu ülkeyle sınırlı değildir. Cezire'nin kuzey bölümünde, Şam ve Halep yörelerinde, Anatoli'nin her tarafında, Rusya'ya bağlı olan Kafkas ötesi eyaletlerinde ve İran'ın her tarafında, hatta Horasan'da, Afganistan'da ve Belücistan' da (10) bile birçok Kürd aşiretleri bulunuyor. Bir yandan da, sınırları anlatılan Kürdistan'ın içinde Arap, İranlı, Türk ve başka soylardan gelen topluluklar da vardır. Yalnız çoğunluk göz önüne alınarak, sözü edilen sınırlar belirlenebilir.”(Şemseddin Sami, Tarihteki İlk Türkçe Ansiklopedide Kürdistan ve Kürdler. Çev: M. Emin Bozarslan, Deng Yayınları, İstanbul, Mart 2001, S. 45-46) diyerek doğru bir tanımlama yapan Türkologlar da var olmuştur.

“Kürd: Osmanlı İmparatorluğunun doğu tarafında ve İran’ın batı sınırlarında ve diğer bazı yerlerinde sakin büyük bir halk olup, Aryaniler topluluğunun Îrani dalına mensupturlar. Dillerinin Farsça'yla ilişki ve benzerlikleri pek fazladır.”(Şemseddin Sami, Tarihteki İlk Türkçe Ansiklopedide Kürdistan ve Kürdler. Çev: M. Emin Bozarslan, Deng Yayınları, İstanbul, Mart 2001, S. 156) diye tanımlar.

Ancak bu tanımlamalar, İttihat ve Terakki iktidarından bugüne, Türk resmi ideolojisinin Kürd ve Kürdistan'ı inkar etmelerinin, bir halkı “yok” saymalarının önüne geçmemiştir.

Bu dillerle savaş, ülkeleri tarihi coğrafya isimleriyle inkar, Türk resmi ideolojisinin Yakın Doğu halklarının dillerini ve ülkelerini "yok" sayma, "yok" etme ve dil kırımını soykırım düzeyinde gerçekleştirme sürecidir. 140 yıldır Kürdler ve diğer halklar bu uzun sürece yatırılmış soykırımın mağdurlarıdır....

TÜRK MİLLETLEŞMESİ; “TÜRKÇE’DEN BAŞKA DİLE 
YAŞAM YOK” İLE BAŞLAR ve DİL KIRIMI SİYASETİNİ 
KESİNTİSİZ SÜRDÜRÜR!

Yusuf Akçura, Türk ırkçılığında önemli bir yer tutar ve incelemeye değer.

Yusuf Akçura’nin Kırım’dan gelen ve etrafındaki yazar kadrosu, Turan ırkının üstünlüğü esası ile dışındaki Osmanlı tebaasını yok sayarak, yeni bir dil oluşturmak için çalışırlar. Yani % 100 katıksız Turancı ve ırkçıdırlar. Bunu Yusuf Akçura’nın 1904 yılında kaleme aldığı “üç tarzı siyaset” makalesinden de görmek mümkündür. 1910’da çıkardığı “Genç Kalemler”, “Türk Yurdu” dergileri ile bu süreci giderek derinleştirdiğini görürüz. Burada Kürd Milliyetçiliğinin ilk düşünürleri Ahmedê Xanî, Heci Qadirı Koyî hatta 1920 ve sonrasındaki Kürd dil emekdarları Celadet Ali Bedirxan ve arkadaşlarında ya da sonrasındaki tüm Kürd milliyetçilerinde, diğer milletleri “hakir”, Kürd milletini ise “üstün” gören bir tarife rastlanmış değildir. Ancak Kürd dilinin zengin hazinesinin kaybolmaması, gelişmesi, Kürd milletinin özgürleşme, özlemini dillendirerek her aidiyetin, etnisitenin, millettin kendi dilinden, kültüründen ve coğrafyasında ekonomik ve yaşam standartlarının gelişmesini hep önerir ve savunurlar. Zira insana değer veren otokton halklar, yerel ve kendileriyle barışık olmanın verdiği öz güvenle hareket ederler. Ancak bu durumu alaktonlardan beklemek hayal kırıklığı yaratır! 

Çünkü, amacı yok etmek olan ile amacı var etmek olan arasındaki farkı, pratik ve yakın dönem icraatları ortaya sergilemiştir ki, insanlıktan neyi anladıklarını ve insanı değerleri nasıl ortaya sergiledikleri aşikar olmuştur. Dil kırımını savunanlar ile dillerin gelişmesini hiç bir tereddüde ya da paradoksa düşmeden savunanları ayırt etmemek egemen jenosit ideolojinin tarafına düşmek olur. 

“Osmanlı tebaasından farklı milletlerden müteşekkil bir Osmanlı Ulus devleti kurulmalı” tezine karşı, Kırım’da Türk milliyetçiliğini savunan Yusuf Akçura, 1904 yılında yazdığı “üç tarz-i siyaset” makalesinde, Osmanlı tebaasının farklılıklarını içeren Osmanlı ulus devletini reddederek, bu teze karşı direk “Türk milletinden ibaret bir ulus devlet” ideolojisini savunur. Zira ‘Osmanlının çeşitliliğine dayalı bir devletin içinde Türklerin varlıklarını korumaları, milleti hakime olmalarının şansı olamaz!” diyerek reddeder. 

Bunun için 43 üyeli “Türk Derneği” isimli bir dernek kurar. Bu kırk üç kişinin hemen hemen çoğu Kırım ve Orta Asya'dan gelen ve Türkçülük ideolojisine yakın olan insanlardan müteşekkil idi. Ancak içlerinde biri de Agop Boyacıyan gibi diğer halklardan insanlar olsa da, bunların tek görevi Türk ve Türkçülere hizmet ile sınırlı olacaktı. Burada Ermeni, Arnavut, Kürd ya da başka bir etnisite de ve kendilerinin varlığını inkar eden Türkçülük sevdası ile Yusuf Akçura’nin yanında saf tutması, hangi aklın ürünü olduğunu anlamaktan zorlanmak da doğal olsa gerek! Ya da Yusuf Akçura, savunduğu “etnik arındırma”, “etnik temizlik” siyasetinin yanı sıra, bu Ermeni zatı ya da benzer zatları ne diye yanına almış? Aynı şekilde diğer pek çok otokton halklardan, milletlerden insanın bu Türkçülük faaliyetinin içinde piyon misali sömürge tarzı insan olarak kullanıldığı, yararlanıldığını gözlemlemekteyiz. Bu tezin Cumhuriyet Türkiye'sinin ilk yıllarında Adalet Bakanı Mahmud Esad Bozkurt tarafından “Türk devleti işlerini Türk'ten başkasına vermeyelim, Türk devleti işlerinin başına öz Türk'ten başkası geçmemelidir.” der. Aynı zat Mahmut Esat Bozkurt, ayrıca; “Saf Türk olmayan hiç kimsenin bu ülkede hiçbir hakkı yoktur; onlar sadece ve sadece hizmetçi ve köle olma hakkına sahiptirler. Bu gerçeği dost, düşman, herkes dağlar bile bunu böyle bilmek zorundadır” der. Mustafa İsmet İnönü de: “Sadece Türk milleti bu ülkede etnik ya da ırki bir takım haklar isteyebilir. Başka hiçbir kişinin buna hakkı yoktur.” şeklindeki “hak” tanımlamaları Yuzuf Akçura’nın özlemlerinin Cumhuriyet Türkiye'sinde de çok sert ve “makbul” bir kesim tarafından icra edildiği görülür. Bu görüşler bire bir soykırım siyasetinin aleni sürdürülmesi değil de nedir? Bu bir insanlık suçu değil midir?

Yorumlar

Anadolu mezopotamya halklarinin talan ve katliami ozerinde

kurulmus bir kiriminal Turkcu sahte dinci bir devlet  tc

Rusyayla bati arasinda kurulmus tampon devleti dir tc.

 

Ister yazarlarimiz ister yorumcularimiz ister liderlerimiz hep ayni nakarati tekrarlayip duruyor yok Tirklar bize böyle yapti yok söyle yapti!!!! Hep magduriyet hikayeleri!!! Yaa kardesim biliyoruz Allah ve tanri askina yeter bizde Kurdüz herseyi biliyoruz !!! Artik bizim bu düsmana nasil mücadele etmemiz gerekeni yazin yeter artik yeter . 

 Günümüzde SOYKIRIM, Hitlerin YAHUDİlere, Tırklerin ERMENİLERE uyguladığı SİLAHLI YOKETME ileden ziyade daha akılcı dawranarak DİLİNİ yok etme ve EKONOMİK BAĞIMLILIK ile SOYKIRIMI uygulayabilmektedir. Bir ULUS Dili yok olmuşsa kendisi de bitmiştir. Örnekleri çoktur. Bu gün Kuzey KÜRDİSTAN'IN  sınır  kentlerinden bir MARAŞa bakın, bir SİWASa bakın... MALATYA, ELAZİZ. oralarda KÜRDlüğün esamesinden bahsedemesziniz. Bir KÜRD olarak bu KÜRDİSTANi şehirlerde güwen içinde dolaşamazsın. ( ya aniden telefonun çalıp da zil sesi KÜRDçe olan müziğin çewreden duyulursa...) Nasıl bu sonuca gelinmiş? Dilini unutmuş, tırkleşmişler. Bir de EKONOMİK olarak bağımlı hale geldiğinden kendini unutmuştur. Bu git gide bir SOY YOKOLUŞUNU MEYDANA getirir. Bunun çaresi, önlemi varmıdır... var. DİLde DİRENİŞ. Herkesin kendi ANADİLİ ile çocuklarıyle konuşması. Yukardaki yorumculardan M. YILMAZ arkadaşın isyan edip de "mücadele yolu nedir" diye sorması ,en başta kendimizce yapılacak iş budur. Beynimizdeki karakolumuzu yıkarak çocuklarımızla, çewremizle ANADİLİmizi konuşmak. Ma sömürgeci DEWLET ewimizin içine mi girmiş "...Hop türkçe konuş, KÜRDçe konuşma..."  diyecek durum ortada olmadığına göre... Ama biz Egemelerin dilini konuşmaya öyle hewesliyiz ki... Çocuklarımızla ASİMİLE dili ile konuştuğumuz kadarının yüzde 10 u ile  konuşsak. Ama inanın çoğunluk yüzde birini de konuşmaz. Bu gün PAYTEX dediğimiz DİYARBAKIR sokaklarını gez- dolaş KÜRDçe konuşan kaç çocuğa rastlarsın? hiçbirine. Yetişkinlerde belki köşe bucakta rastlarsın. O da bugün yarın nesli tükenir gider. Yaşadığım şehirde-çewrede bir sürü tanıdığımla ( esnafım) benimle alışveriş diyaloguna giren insanlarla, izliyorum, dinliyorum; Çocuğunun adı, Agır, Şoreş, Dışwar, Berfin, Hélin, Belengaz, Pılıng, Beritan, Berçem... say say bitmez. Ama inanın bu çocuklar tek kelime ANADİLİ KÜRDçeyi bilmez, bilmiyor. BİZ DE SÖMÜRGECİ DEWLETİN YOK ETME SOYKIRIMına dolu dizgin DESTEK WE KATKI veriyoruz. O destek ve katkıyı biraz da dilimize versek. Burnumuzun dibinde POLİS-ESKER YOK YA... V e şu anda bu yazıyı DİLİMİZİN dışında asimile soykırımcı dil ile yazdığım için büyük UTANÇ duyuyorumOysa TÜRKÇE denen bir dil yoktur. Topu topu geçmişi 80-90 yıllık geçmişi... PİÇ bir DİLdir.Toplama bir dildir. Arapça, Farsça, Kürdçe, eski Osmanlıca... karışımı bir dil. Buna da korsancılık denir. zaten TIRKİYE denen dewlet KORSAN bir dewlet değil midir? RUMun, ERMENİnin, KÜRDün, EREBın, LAZın.... topraklarını zor gücüyle işgal ederek  kurulmuş KORSAN bir dewlet. ENEDOLUDA baba yadigarı tek çakıl taşları bile yok.

Iyide siz neden Kurdi yazmiyorsunuz?

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Rojname Kurdish News

Zozan Kurdish Shop